COVID-19 salgınını bastırma önlemleri arasında uygulanan sokağa çıkma yasakları hepimize sokağa çeşitli nedenlerle zaman zaman veya sürekli olarak çıkamayan ya da çıkmakta güçlük çekenlerin sıkıntılarını bir nebze de olsa anlama imkanı verdi.
Evler, geçirilen sürenin uzamasına koşut, sahip olunan bütün imkanlara ve konfora rağmen yetmemeye; o sokak denilen sosyalleşme ortamının, doğaya uzanan yolun, bir yanılsama da olsa özgürlük duygusunun özlemi koyulaşmaya başladı. Sevdikleri yanında olanlar daha şanslıydı. Ama yanımızda olmayanların hasreti büyüdü, görüntülü/görüntüsüz iletişim imkanlarına rağmen. Biraraya gelmeyi, biraraya gelmek için bir yerlere çıkıp gitmeyi, çokça da yürümeyi özler olduk.
Özgürlüğün geçici de olsa kısıtlanmasının insan ruhuna iyi gelmediğini hepimiz yaşadık. Bedensel özürlülük nedeniyle hareket kısıtlılıkları olanların, yaşadıkları yere, belki odaya, belki yatağa mahkum olanların bitmeyen çilelerini duyumsadık. Yaşlanmanın yükünü artık taşıyamayan eğrilmiş omurgaların, çarpılmış bacakların çıkıp inemedikleri merdivenlerin yüksekliğini, bir solukluk mesafelerin aşılamaz hale gelişinin sıkıntısını deneyimledik.
Dahası, insanların özgürlüğünü ellerinden almanın ne kadar ağır bir ceza olabileceğine dair kimi ipuçları edindik. Birkaç günlüğüne ve kalemiz, evimizde bile olsa katlanması bu kadar güç olan kısıtlanmanın, haksız yere ve özellikle şiddet içermeyen ve dünyanın başka yerlerinde suç teşkil etmeyecek fikirleri nedeniyle dört duvar arasında sevdiklerinden ve alıştıklarından uzun yıllar izole kalmanın başka bir galakside ıpıssız bir gezegende tek başına yaşamaktan farksız olduğunu, ömrün kalan zamanının insanın içinde yarattığı darlığı ve anlamsızlık duygusunun kuşatmasını yaşadık, tüm dünyaca.
Dünya vatandaşı olduk belki bundan sonra, acılara ortak olarak.
Fena mı oldu? Salgın ve sokağa çıkma yasakları bizi biraz daha insan kılmadı mı?
İyi fikirler birden bire oluşmazlar. Birer geçmiş yaşamları vardır onların da, başkalarında ve bizlerde. Aklımıza "geliverdiklerinde" uzun bir yol yürümüş olmanın bilgeliğini taşırlar. İyi fikirlere vesile olmak dileğiyle.
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Nisan 2020 Salı
19 Ağustos 2013 Pazartesi
Kucaklama
Ali Bulaç, “post modern kamusallığın iyi-kötü, helal-haram ve adalet-zulüm gibi zıtlıkları eşitlemesinin neslin sonunu getireceği” tezini savunmuş. "Geleneksel mutfak ve beslenme kültürünü tüketim mutfağının beslenme kültürüyle değiştirdiğinizde veya kadın-erkek ilişkisini eşitlik-pozitif ayrımcılıkla tersine çevirdiğinizde, ailenin çözülmesine, cinsel sapmaların ortaya çıkmasına ve üçüncü cinsin teşekkülüne etkin zemin hazırlamış olursunuz", diyor Ali Bulaç ve ekliyor: "Mü’minler Harem’de zemzem içer, helale harama aldırmayanlar da rakı. Melezleşme ideolojisi, zemzem ile rakının önce aynı masada ayrı bardaklarda, arkasından aynı kadehe konulup içilebileceği varsayımına dayanır."
Melezleşme, bana göre, her şeyin birbirine karıştırılması değil, isteyenin istediğine inanabileceği, içebileceği anlamına geliyor. Evet, hayatı insanlar yaşar, ve ancak özgür birey nasıl yaşayacağına kendi adına karar verir. "Hayat ya ilahi iradeye uygun -ilahi prensipler takip edilerek- yaşanır ya da insanın heva ve hevesinden neş’et eden arzu ve öngörülere göre düzenlenir" diyerek mutlak bilginin sahibiymişçesine böbürlenmek niye? Ve kimi düşünürler için, "ilahi iradeye uygun yaşamayanlar dalalete düşmüş" anlamına geliyorsa, birlikte barış, eşitlik ve karşılıklı saygı içinde yaşamak için gidecek çok yolumuz var demektir. Dindar olmak, bir dine bağlı olmak dininden olmayanları sapkınlık içinde görmeyi haklı kılmamalı, isterse o dine inanlar çoğunlukta olsun. Ve dini inanç başka türlü düşünenleri dışladığından, insanların kardeşliği için toplumsal kuralları koymamalı, tıpkı milliyetçi duygu ve düşünceler gibi. Bizler-sizler ayrımından kurtulmanın ve "ne olursan gel" diyen Mevlana'nın torunları olarak "büyük biz"de herkesi kucaklamanın başka yolu var mı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)