23 Eylül 2015 Çarşamba

Evrende bir nokta

Her insan bir projedir, gerçekleştirilmesi gereken bir proje. Doğduğunda olasılıklar ve yollar daha fazladır ama proje ölünceye dek değişmeye, gelişmeye devam eder. Bireyin kendi gerçeğinden başlayarak keşfetmesi gereken bir dünya, evren vardır... Sorulması gereken sorular, yaşanması gereken deneyimler. Hepimiz bir diğerimiz için kolaylaştırıcı rolündeyiz. Ya da bir ayna. Evrenin merkezi hiçbirimiz değiliz. Aslında evrenin bir merkezi de yok. İhtiyacı da yok. Evren sonsuz. Biz sonsuzlukta belki bir noktayız. Canlıyız; akıllı canlılarız. Anlamak, anlamak için sormak, araştırmak, inşa etmek, değiştirmek, ama nihayetinde yaşamak ve yaşamı korumak amacımız. Çünkü yaşam bu cansız maddi evrende atomlardan, atom altı parçacıklardan ve çoğunlukla boşluktan oluşan evrende meydana gelen en büyüleyici şey.

19 Temmuz 2015 Pazar

Tanrı duygusal olabilir mi?



Yaratıcı, duyguları bilir, ama acı duyabilir mi? Ya şefkat, ya ümit, ya hayal kırıklığı? Duyular ve duygular ölümlü canlılar içindir. Canlılar canlı kalmak için kimi koşullara bağlıdırlar. Duyular, ortamı algılamalarını sağlayarak canlıların canlı kalabilmelerinde yardımcıdır. 

Var olmak için hiçbir şeye ihtiyaç duymayan Tanrı'nın duyguları ve duyuları olabilir mi? Olursa, sonsuz ölçüde olacağından, olumsuz duyguları yıkıcı olmaz mı? Yoksa şeytan, Tanrı'nın yıkıcı olmasından korkulan bir cüzü mü?

14 Temmuz 2015 Salı

Bir mikroişlemcinin yaradılışla ilgili akla getirdikleri

Bilgisayar mikroişlemcileri bilinç sahibi, akıllı olsalardı, onların bizi yaratıcıları olarak bilmeleri, bize tapınmaları bizi ne kadar ilgilendirirdi? Bir başka mikroişlemciye zarar vermediği müddetçe, iman edenlerle iman etmeyenler arasında bir ayrım yapar mıydık? İman etmeyen mikroişlemcileri cezalandırmayı mı düşünürdük yoksa haddini bilmez isyanları, inkarları, otorite tanımazlıkları, sorgulamalarıyla bu sonuncular bize daha ilginç gelmezler miydi? İnkar eden mikroişlemciye verilebilecek ceza nedir? Formatlamak mı? Yoksa, önce acıyı hissedebilir hale getirip sonra ateşe atmak mı? Ya diğerlerine zarar verenleri ne yapmalı?

18 Haziran 2015 Perşembe

Babalar

Gün geliyor, insan babasıyla aynı yaşta olabiliyor, ama ne yazık ki  birlikte olamıyor. "Babamı anlıyorum, öyle düşünmesem de anlıyorum, artık konuşabilir, dertleşebiliriz" diye düşündüğün; "Seni dinlemeye hazırım, direnmeden.., " diyebildiğin gün, ne yazık, baban artık yanında olmuyor.

Ahlak Değerleri

Ahlaki değerlerin olmadığı herhangi bir toplum herhalde hiç olmadı. Birlikte yaşamayla, ötekinin bireyin hayatında yer almasıyla ve bunun bir zorunluluk olduğunun, tek başına sağ kalmanın mümkün olmadığının algılanmasıyla birlikte yani "biz"den konuşmaya başladıkça, öteki ve hakları, dolayısıyla ahlak kuralları ortaya çıkmaya başlamış olmalı. Kökeni dünyevi ahlak kurallarının. Ve ahlaksız insan olabilir, ama ahlaksız (ahlak değerlerinin mevcut olmadığı) bir toplum olamaz, çünkü varlığını sürdüremez.

Paketteki Yoksulluk



Paketlenmiş; market raflarındaki, dükkanlardaki her şey paketlenmiş. Uzun mesafeleri aşıp önümüze bozulmadan gelmesi için kat kat paketlenmiş. Ürünlerin katettiği mesafeler eskiler için inanılır gibi değil. Dünyanın dört bir yanından artık sadece  kahve ve baharatlar değil, kurabiye, oyuncak, elektronik eşya, kitap, elbise, meyve, sebze, balık geliyor. Bunları imkanımız varsa satın alabiliyoruz. Sistem olarak kapitalizm imkanı olanların sayısını artırmaya çalışıyor. Pazar büyüsün diye. Ama tek tek şirketlerin amacı sadece malını satabilmek, alım gücünü artırmayı hiçbiri üstlenmiyor, devlete bırakıyorlar. Nüfus artışı da pazarın büyümesini destekliyor. Artan nüfus daha fazla yol, araç, bina, yiyecek, giyecek tüketimi demek. Artan tüketimi karşılamak içinse daha fazla üretmek gerek. İnsanın ihtiyaçları her şeyin önünde deniyor. Dünyanın tüm kaynaklarına insanlar tarafından el konuyor. Dünya içinden ve dışından kemirilen bir kaya parçasına dönüşüyor giderek. İnsanın tüketimine sunulmayan hiç bir şey kalmıyor. Toprak, deniz, hava kirleniyor bu arada. İnsan ve gelişim için bu bedel ödenmek zorunda deniyor. Sorunlar sınırları aşıyor, küreselleşiyor. 

Her şey pakete giriyor. Çiçekler ve hatta hayvanlar bile. Canlı cansız ayrımı giderek önemini kaybedliyor. İnsan istedikçe, izin verdikçe yaşıyor diğerleri. Ömürleri boyunca değil. Diktatör insan bir yokedici aynı zamanda; uygarlık fırınında Dünyayı giderek tüketiyor. Zavallı, yoksul ve çölümsü bir Dünya geride bırakıyor, milyarlarca ötekileştirdiklerine, yoksullara. 

15 Temmuz 2014 Salı

İşe sarılmak

Yaptığı işe dört elle sarılmanın, aklının, bedeninin tüm gücünü kullanmanın başarıya giden yolda en önemli faktörlerden biri olduğu söylenir, sık sık. Bunun çokluk doğru olmasının bir önemli nedeni, kişinin bir işi yapmaya karar verip, başarılı olmak için işine asılmasının o işle ilgili tüm olasılıkları, güçlükleri yakından ve tam olarak görmesi için fırsat doğurması ve daha doğru değerlendirmeye olanak sağlaması olsa gerek. Ne de olsa bize yabancı olan, uzaktan bakınca aşılmaz gözüken tepeler gibidir. Oysa yürüyüp yaklaştıkça tepelerin o kadar da dik olmadığını görür insan. Ve hayatta karşımıza çıkan işler ve görevler çoğunlukla dışarıdan ilk göründüğü kadar zor değildirler. 

Bir işe kendini vermekle, başarı için tüm güçlerini seferber etmekle insan, işi yakından tanıdığı gibi başka konuların kendisiyle işi arasına girmesini, dikkatini dağıtmasını da önlemiş olur. İlgi, istek ve konsantrasyon birleşince, kişinin bilgi ve becerisinin çalışılan konuda zamanla giderek artmasına ve arada karşılaşılabilecek sorunların daha kolay üstesinden gelinmesine yardımcı olur, ki bu da kişinin kendine olan güvenini artırır. Başarı başarıyı besler. Ayrıca enerjisinin ve zamanının büyük bölümünü bir işe ayıran insan ister istemez o konu üzerinde daha fazla zaman geçirecektir. Daha fazla zaman daha fazla deneme ve bu da, başarma olasılığının en azından matematiksel olarak artması demektir.