Son dönemde yapay zekanın gelişmesi ve bugüne kadar sadece insanların akıl ve düşünce yoluyla yaptığı işleri yapabilir hale gelmesi okumuş, eğitimli kesimde bir işsizlik ve gelecek korkusunu yerleştiriyor. Yapay zeka modelleri geliştikçe dalga dalga bu işsiz kitlenin büyümesi bekleniyor. Değişimin hızı sadece yaşlılar için değil, gençler için dahi uyum sağlamayı zorlaştırıyor, geleceği bilinmezliklerle dolduruyor.
Aslında insan gücünden tasarruf etme çabalarının tarihi çok eskiye dayanıyor, belki de sabandan öncesine. Ama o dönemlerde insan nüfusu az, ömür kısa, emeğe olan ihtiyaç fazla ve üretim araçları yeterince verimli olmadığından insanın doğuştan işsizliğe mahkum olması gibi bir durum söz konusu değildi. Hatta insan emeğine olan ihtiyaç, kölelik gibi bugün kabul edilemez uygulamaların benimsenmesine de yol açmıştı. 19. yüzyıla gelindiğinde, sanayi devrimi ve makineleşme ile birlikte üretim hızla artarken bu makineleri üretimde kullanacak yetişmiş insana olan ihtiyaç da hızla arttı. Feodalitenin ortadan kalkması, burjuvazinin güçlenmesi, pazarların gelişmesi, işçi haklarını savunan sendikalar ve diğer örgütlerin çabalarıyla refahın topluma yayılmasıyla birlikte tüketim de arttı. Dünya savaşlarının da etkisiyle, gelişmiş devletler halkın geride kalan kesimlerinin refahı için sosyal politikaları yürürlüğe koymak zorunda kaldılar. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkesi kapsayacak şekilde yaygınlaşması bu dönemin anlayışının bir ürünüdür.
Bilim ve teknolojideki gelişmeler eğitilmiş insanın bedensel ve zihinsel gücüne ihtiyaç duyan yeni becerilerin sunulduğu mesleklere gerek duyulmasını sağladı. Bedensel işlerin varlığı çok önceden tehdit edilmeye başlamıştı: Otomasyon ve robot teknolojilerinin yaygınlaşması, bir süredir fabrikalarda tekdüze, tekrarlanan işlerde insanın yerini kaybetmesine neden olmaktaydı. Hatta karanlık fabrikalar bir süredir hiç insansız bir dönemin alarm çanlarını çalmaktaydı.
Yapay zeka döneminin doğurduğu tehdit ise farklı bir düzeyde. Artık yüksek eğitim almış olmak, zeka ve geniş bilgi sahibi olmak başarı için yetmiyor. Sürekli gelişen akıllı yapay zeka karşısında rekabet zor; şimdiye kadar yerlerinin doldurulamayacağını düşünüp göreli rahatlık içindeki beyaz yakalı sınıf gelecek endişesini duyuyor. Ama en çok da üniversite eğitiminin anlamı sorgulanıyor. Yeni mezunlar okudukları alanda mesleklerini yapabileceklerinden emin değiller. Yüksek öğrenimdekiler son bir iki yılda iş hayatının yeniden yapılanmakta olduğunu ve bütün iş yapma şekillerinin değişmekte olduğunu görüyorlar. Şimdilik tehdit altında olmayan işler, beyaz yakalıların çoğunlukla burun kıvırdığı teknisyenlik gibi teknik ve bedensel beceriyi eşzamanlı gerektiren işler ve hizmet sektöründe insana "dokunan" hizmetler olarak görünüyor. Ama başlangıç seviyesi işlerde emek arzı arttığından ve uzun süre örgün eğitim almak, diploma sahibi olmak anlamlı bir fark yaratmadığından ücretler düşük, sosyal güvenlik sınırlı, üstelik ömür boyu sürecek bir kariyer planı yapmak giderek olanaksızlaşıyor.
Bir hayal gerçekleşirken büyük bir toplumsal belirsizlik beliriyor. Tarih boyunca üretim insan emeğine bağımlıyken artık bedensel ve şimdi de zihinsel işlerde insanın yükü hafifliyor. Üretim insan emeğinden bağımsızlaşıyor. Bu üretim araçlarının ve servetin giderek daha az sayıda insanın elinde toplanmasıyla eşzamanlı ilerliyor, toplumsal eşitsizlikler de artıyor. İşsizlik artarken geniş kitlelere iş bulmak giderek zorlaşıyor.
Bugün gelinen noktada insan emek ilişkisine bakmak gerekiyor. Yani emeğin sosyolojik ve ahlaki rolü değişiyor. Alın teriyle para kazanmak, kendi geçimini ve ailesinin geçimini sağlamak, üretken olmak idealinin, çalışıp üreterek memleketine, insanlığa faydalı olunacağı düşünce ve inancının altı oyuluyor. İnsanlar iş bulma ümitlerini yitirdiklerinde ne hissederler, kendilerini nasıl tanımlarlar? Boş oturmak, sadece tüketici olmak ahlaken ne anlama gelmektedir? Çalışmayanlar, tembel olanlar eskiden eleştirilir, küçük görülürlerdi çünkü toplumun herkesin emeğine ihtiyacı vardı ve çalışmak kutsaldı. Ekonomide rekabetin gereği olarak, üretim maliyetlerini düşürmek için her türlü yolu deneyen işverenlerin tercihlerini insandan yana değil, otomasyon teknolojileri, robotlar ve yapay zekadan yana kullandığı bir dönemde üretime katılamayan ve işsiz kalmaya mahkum insanların sayı ve oranının giderek artması endişe vericidir. Günümüzde çalışmamak, kendi geçimini sağlayamamak bir ahlaksızlık olarak yorumlanabilir mi? Kapitalist sistemin bir açmazı da, bu kitlelerin giderek tüketim araçlarından yoksun kalmaları, dolayısıyla tüketici hüviyetlerini kaybetmeleridir.
Geçim sorununun çözümü olarak vatandaşlık maaşı gibi çeşitli çözümler bulunabilir. Ama iş ve emek kişinin kendisini tanımlama yoludur: Üretken ve yaratıcı olmak, topluma emeğiyle katkıda bulunmak, iyi bir insan ve iyi vatandaş olmak, ahlaklı bir insan olmak vb. Yine yaptığı iş insana sosyal ilişkiler kurmasına yardımcı olur, sosyal statü sağlar. Çalışmak ve üretken olmakla kendini değerli hissetmek ve toplum için değerli olmak arasındaki ilişki koparsa ne olacak?
Devir büyük bir kırılma devri. Bütün değerler manzumesinin alt üst olduğu, yeni bir toplumsal yapılanmanın kurulmakta olduğu zamanlardayız. Belirsizliğin doğurduğu endişe büyük. Tarihin bize öğrettiği, bu tür büyük belirsizliklerin ardından toplumların yaratıcı çözümlerle yeni hayat tarzlarını benimsedikleri ve ilerleme sağladıklarıdır. Ancak değişimin bir bedeli vardır ve bu bedeli genellikle değişimin yaratıcıları değil, masum kitleler öder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder