yapay zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapay zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2026 Cuma

Yapay Zeka Döneminde Emeğin Değeri

Son dönemde yapay zekanın gelişmesi ve bugüne kadar sadece insanların akıl ve düşünce yoluyla yaptığı işleri yapabilir hale gelmesi okumuş, eğitimli kesimde bir işsizlik ve gelecek korkusunu yerleştiriyor. Yapay zeka modelleri geliştikçe dalga dalga bu işsiz kitlenin büyümesi bekleniyor. Değişimin hızı sadece yaşlılar için değil, gençler için dahi uyum sağlamayı zorlaştırıyor, geleceği bilinmezliklerle dolduruyor.

Aslında insan gücünden tasarruf etme çabalarının tarihi çok eskiye dayanıyor, belki de sabandan öncesine. Ama o dönemlerde insan nüfusu az, ömür kısa, emeğe olan ihtiyaç fazla ve üretim araçları yeterince verimli olmadığından insanın doğuştan işsizliğe mahkum olması gibi bir durum söz konusu değildi. Hatta insan emeğine olan ihtiyaç, kölelik gibi bugün kabul edilemez uygulamaların benimsenmesine de yol açmıştı. 19. yüzyıla gelindiğinde, sanayi devrimi ve makineleşme ile birlikte üretim hızla artarken bu makineleri üretimde kullanacak yetişmiş insana olan ihtiyaç da hızla arttı. Feodalitenin ortadan kalkması, burjuvazinin güçlenmesi, pazarların gelişmesi, işçi haklarını savunan sendikalar ve diğer örgütlerin çabalarıyla refahın topluma yayılmasıyla birlikte tüketim de arttı. Dünya savaşlarının da etkisiyle, gelişmiş devletler halkın geride kalan kesimlerinin refahı için sosyal politikaları yürürlüğe koymak zorunda kaldılar. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkesi kapsayacak şekilde yaygınlaşması bu dönemin anlayışının bir ürünüdür.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler eğitilmiş insanın bedensel ve zihinsel gücüne ihtiyaç duyan yeni becerilerin sunulduğu mesleklere gerek duyulmasını sağladı. Bedensel işlerin varlığı çok önceden tehdit edilmeye başlamıştı: Otomasyon ve robot teknolojilerinin yaygınlaşması, bir süredir fabrikalarda tekdüze, tekrarlanan işlerde insanın yerini kaybetmesine neden olmaktaydı. Hatta karanlık fabrikalar bir süredir hiç insansız bir dönemin alarm çanlarını çalmaktaydı.

Yapay zeka döneminin doğurduğu tehdit ise farklı bir düzeyde. Artık yüksek eğitim almış olmak, zeka ve geniş bilgi sahibi olmak başarı için yetmiyor. Sürekli gelişen akıllı yapay zeka karşısında rekabet zor; şimdiye kadar yerlerinin doldurulamayacağını düşünüp göreli rahatlık içindeki beyaz yakalı sınıf gelecek endişesini duyuyor. Ama en çok da üniversite eğitiminin anlamı sorgulanıyor. Yeni mezunlar okudukları alanda mesleklerini yapabileceklerinden emin değiller. Yüksek öğrenimdekiler son bir iki yılda iş hayatının yeniden yapılanmakta olduğunu ve bütün iş yapma şekillerinin değişmekte olduğunu görüyorlar. Şimdilik tehdit altında olmayan işler, beyaz yakalıların çoğunlukla burun kıvırdığı teknisyenlik gibi teknik ve bedensel beceriyi eşzamanlı gerektiren işler ve hizmet sektöründe insana "dokunan" hizmetler olarak görünüyor. Ama başlangıç seviyesi işlerde emek arzı arttığından ve uzun süre örgün eğitim almak, diploma sahibi olmak anlamlı bir fark yaratmadığından ücretler düşük, sosyal güvenlik sınırlı, üstelik ömür boyu sürecek bir kariyer planı yapmak giderek olanaksızlaşıyor.

Bir hayal gerçekleşirken büyük bir toplumsal belirsizlik beliriyor. Tarih boyunca üretim insan emeğine bağımlıyken artık bedensel ve şimdi de zihinsel işlerde insanın yükü hafifliyor. Üretim insan emeğinden bağımsızlaşıyor. Bu üretim araçlarının ve servetin giderek daha az sayıda insanın elinde toplanmasıyla eşzamanlı ilerliyor, toplumsal eşitsizlikler de artıyor. İşsizlik artarken geniş kitlelere iş bulmak giderek zorlaşıyor.

Bugün gelinen noktada insan emek ilişkisine bakmak gerekiyor. Yani emeğin sosyolojik ve ahlaki rolü değişiyor. Alın teriyle para kazanmak, kendi geçimini ve ailesinin geçimini sağlamak, üretken olmak idealinin, çalışıp üreterek memleketine, insanlığa faydalı olunacağı düşünce ve inancının altı oyuluyor. İnsanlar iş bulma ümitlerini yitirdiklerinde ne hissederler, kendilerini nasıl tanımlarlar? Boş oturmak, sadece tüketici olmak ahlaken ne anlama gelmektedir? Çalışmayanlar, tembel olanlar eskiden eleştirilir, küçük görülürlerdi çünkü toplumun herkesin emeğine ihtiyacı vardı ve çalışmak kutsaldı. Ekonomide rekabetin gereği olarak, üretim maliyetlerini düşürmek için her türlü yolu deneyen işverenlerin tercihlerini insandan yana değil, otomasyon teknolojileri, robotlar ve yapay zekadan yana kullandığı bir dönemde üretime katılamayan ve işsiz kalmaya mahkum insanların sayı ve oranının giderek artması endişe vericidir. Günümüzde çalışmamak, kendi geçimini sağlayamamak bir ahlaksızlık olarak yorumlanabilir mi? Kapitalist sistemin bir açmazı da, bu kitlelerin giderek tüketim araçlarından yoksun kalmaları, dolayısıyla tüketici hüviyetlerini kaybetmeleridir.

Geçim sorununun çözümü olarak vatandaşlık maaşı gibi çeşitli çözümler bulunabilir. Ama iş ve emek kişinin kendisini tanımlama yoludur: Üretken ve yaratıcı olmak, topluma emeğiyle katkıda bulunmak, iyi bir insan ve iyi vatandaş olmak, ahlaklı bir insan olmak vb. Yine yaptığı iş insana sosyal ilişkiler kurmasına yardımcı olur, sosyal statü sağlar. Çalışmak ve üretken olmakla kendini değerli hissetmek ve toplum için değerli olmak arasındaki ilişki koparsa ne olacak?

Devir büyük bir kırılma devri. Bütün değerler manzumesinin alt üst olduğu, yeni bir toplumsal yapılanmanın kurulmakta olduğu zamanlardayız. Belirsizliğin doğurduğu endişe büyük. Tarihin bize öğrettiği, bu tür büyük belirsizliklerin ardından toplumların yaratıcı çözümlerle yeni hayat tarzlarını benimsedikleri ve ilerleme sağladıklarıdır. Ancak değişimin bir bedeli vardır ve bu bedeli genellikle değişimin yaratıcıları değil, masum kitleler öder.

26 Aralık 2025 Cuma

Endişe çağı

 Gelişen teknolojiler, artan otomasyon ve hepsinin üstüne eklenen YZ teknolojileri kimi açılardan geleceğe dair karanlık senaryolar yazılmasına neden oluyor. Temel sebep, değişimin hızı ve ortaya çıkan belirsizlikler. Bir zamanlar hayatın normal gelen, alışıldık bir temposu vardı, erişkin yaşamda beklenenler, yaşlılıkta beklenenler tahmin edilebilirdi. Şimdi ise baskın olan his, belirsizlik ve kaygı. Bu gelişmelerde hakim kapitalist düzenin işleyiş şekli, dünyamıza ve sermaye sahipleri dışındakilere karşı hoyratlığı, sömürüye varan üretim ve tüketim anlayışı rol oynuyor. Öyle ki artık belirli bir bölge veya ülkenin ve buralarda yaşayan halkların değil, gezegenimizdeki insan dahil canlı yaşamın neredeyse tümünün varoluşsal bir tehdit altında olduğunu, gelişmiş haber ağlarının da yardımıyla, herkes bilebiliyor. 

Üretimin insan için insanlar tarafından yapıldığı dönemden, birkaç asır içinde, az sayıda insan için bir kısım insan, makinalar ve YZ-robotlar tarafından yapıldığı bir döneme girdik. Bu üretim biçimi giderek genişleyecek. Kapitalizmin üretici bir işçi-çalışan sınıfa ihtiyacı azaldıkça sermayedarlar için insanlığın bugünkü refah düzeyi ve geleceği ilgi alanı dışına çıkmaya başladı. Otomasyon ve YZ ise artık eğitimli insanlara da eskisi kadar ihtiyaç kalmadığı anlamına geliyor. Bu, bizler için eğitim önemsiz hale geldi demek değil. Ama kitlelerin artık birçok alanda eskisi gibi uzmanlaşmasına sistem ihtiyaç duymuyor. Sanayi devrimiyle birlikte dokumada başlayan makineleşme ve otomasyon sanayide ve tarımda üretimi ve verimliliği daha önce hayal bile edilemeyen seviyelere taşıdı. Bu durum hızlı nüfus artışı, kentleşme ve artan refah seviyesiyle ilişkiliydi.  Günümüzde ise bugüne kadar küresel olarak sağlık, eğitim, refahta sağlanan iyileşmelerin artık durakladığını görüyoruz. Krizler birbirini takip ediyor. İklim değişiklikleri,  kuraklık ve seller dahil artan afetler, tarımsal üretimdeki belirsizlik, çatışma ve savaşlar, halkların göçü, çevre kirliliği, ekosistemin tahribatı, ormansızlaşma ve afet düzeyindeki orman yangınları, sağlık hizmetlerinin özerkleştirilmesi ve özelleştirilmesi, dolayısıyla yoksul çoğunluk için erişilmesi zor hale gelmesi, eğitimin özelleşmesi, okullaşmanın gerilemesi, yeni nitelikli iş imkanlarının azalması, öte yandan işsizliğin hızla artması, geçim düzeyinin büyük çoğunluk için düşmesi barınma imkanı ve gıdaya erişimin zorlaşmasına neden olmakta, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamakta. Yaratılan servetin büyük bölümüne küçük bir azınlık el koymakta. 2000 ile 2024 yılları arasında küresel olarak, en zengin %1'lik kesim tüm yeni servetin %41'ini elde ederken, insanlığın alt yarısı sadece %1'ini elde etmiştir. (G20 Extraordinary Committee of Independent Experts on Global Inequality. (2025). G20 Global Inequality Report)

Eşitsizliklerin arttığı bir dünyanın gerilim ve huzursuzlukların artmasına neden olduğu bilinmektedir. Geçen yüzyılda insanlık iki dünya savaşı ve çok sayıda yerel savaş gördü, milyonlarca insan hayatını yitirdi, sakat kaldı, acılar çekti. Bu yüzyılda da ne yazık ki yaşananlardan alınan derslerin unutulmaya başlandığını düşündüren gelişmeler yaşanmakta. Gelişmiş ülkeler ve zengin toplumların artık dünyada tek başlarına olmadıklarını ve insan türünün devamı ve huzurlu bir yaşam için dünyanın genelinin iyiliğinin gözetilmesi gerektiğini anlamaları gerekiyor. Üstelik kötüye gidişi düzeltmek için gereken zaman giderek daralıyor. 

Eğer hedef dünyayı korumak, toplumların genelinin refah düzeyini artırmaksa, dünyayı ve insanlığın geri kalanının refahını unutmaksızın temelde yapılması gerekenler bilinmez şeyler değil aslında, ama ana hedefi herkesin kabul edebileceği bu yöne çevirmek zor görünüyor (liste eksiksizlik iddiasında değildir):

Herkes için sağlıklı konut,

Herkes için temel sağlık hizmetleri,

Herkes için nitelikli eğitim,

Herkes için yeterli ve sağlıklı beslenme, güvenli su

Herkes için sanitasyon ve hijyen

Herkes için üretken bir yaşam sürmesini sağlayacak bir iş

Herkes için hastalık, sakatlık ve emeklilik dönemlerini kapsayacak sosyal güvence

Herkes için toplu ulaşım

Herkes için temel hizmetler (elektrik, ısınma, iletişim, internet)

Herkes için güvenlik, hukukun üstünlüğü

Herkes için yaşanabilir şehirler veya yerleşim yerleri

Eşitlik ve insan haklarına saygı

Demokrasi ve şeffaf bir yönetim

Özgür ve tarafsız basın 

Örgütlü bir toplum

Gezegen sınırlarının hesaba katılması

Ormanların, doğal yaşamın, doğal alanların ve ekosistemin kendileri için değerli bulunması ve korunmasına öncelik verilmesi

Adil, insana ve çevreye duyarlı tüketim

Döngüsel ve sürdürülebilir yerel ve küresel ekonomi



 

24 Haziran 2025 Salı

Yapay Zeka'nın yol açacağı iddia edilen lüzumsuz insan yığınları fikrinin düşündürdükleri

 

İnsan nedir? Neden değerlidir? Yaşamının amacı ne olmalıdır? Bu soruları dile getirmesek de onlara verdiğimiz yanıtlar yaşamımızı şekillendirmektedir. 

Dünyadaki bütün bebekler birbirine benzer, kimi bedensel ve zihinsel kapasite farklılıkları bir tarafa bırakılmak kaydıyla. Sevgi ve ilgi isterler, örneğin. Çevrelerinde olup bitene ilgi duyarlar. Meraklı ve öğrenme isteğiyle doludurlar. Neredeyse her gün değişir, gelişirler. Büyüme onlar için bedensel olduğu kadar zihinsel ve ruhsal birer süreçtir. Başkalarına ve tüm canlılara ilgi duyar, bağlanırlar. Onların duygularını hisseder, deneyimler; onların acı duyduklarını hissettiklerinde acı duyup ağlar, mutlu olduklarını hissettiklerinde gülerler. 

İnsan yavrusu dünyanın her coğrafyasında, tüm toplumlarda hayatın ilk dönemlerinde benzer tepkiler verir dünyaya ve çevresindekilere. Ve sonra annesinden ve yakın çevresindekilerden başlayarak kültürün damgası bebeğe vurulmaya başlar. Bu aynı zamanda ayrışmanın, diğerlerinden farklılaşmanın başlangıcıdır. İletişim ve dil, ahlak değerleri, inançlar, mitler, yasaklar, tabular, gelenekler, kullanılan alet edavat, barınma şekilleri, beslenme alışkanlıkları, işbirliği ve yardımlaşma şekilleri, aile kurma gibi bir çok etki bireyin oluşması ve kişiliğinin gelişmesinde rol oynar. Bazen gerçek kişilik özelliklerinin hiç görünmemesine yol açma pahasına.

Erişkin olduğunda da insanların istekleri, basit ve temel olandan daha karmaşığa doğru iç içe halkalar şeklinde enerji yüküyle uyumlu bir yerleşme gösterir.  Sağ kalmak, varlığını devam ettirmek istemek tek hücrelilerden başlayarak tüm canlıların  canlılığının alameti farikasıdır. Yaşam sürmek ister. Bu bireyde mümkün olmuyorsa, o zaman bir sonraki nesilde devam etmek ister. O halde, beslenmek, tehlikelerden kaçmak ve korunmak,  homeostazı sürdürmek için fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak, çoğalarak neslini devam ettirmek en temel ve zorlayıcı itkilerdir. Bakteriler, çok hücreli canlılar, balıklar, sürüngenler, memeliler ve tabii maymunlar ve insanlar canlı olmanın aynı kurallarına tabidirler ve sinir sistemleri olsun olmasın canlı kalmanın gerekliliklerini yerine getirmek için "can havliyle" çalışırlar. Neredeyse bir ömür boyu bu itkilerin zorlaması devam eder. İnsan sağ kalmanın, bir yaşam sürmenin ötesinde, bu yaşamı  anlamlı kılmak da ister. Anlam ve tatmin arayışı bir ömür boyu sürer.

Bütün kültürel ve inançsal farklılıklarımıza rağmen özünde aynı türe ait olduğumuzu, insan olduğumuzu hisseder, bazen de biliriz. Oysa içine doğduğumuz sosyal çevre bizleri diğer topluluklardan ayırır ve seçilmiş olduğumuza inandırır. Duyularımız bize evrenin merkezinin dünya, dünyanın merkezinin doğduğumuz topraklar olduğunu kesin bir dille söyler. Ayrı kaldığımızda hasretle göz yaşı dökmemize neden olan  ait olduklarımız, yani kabilemiz, yani sevdiklerimiz ve ailemiz, arkadaşlarımız,  değerlerini paylaştığımız, yani bebeklikten başlayarak beynimizde iz bırakan ve bizi koruduğuna inandığımız "çevremiz"dir.  İnsanın görüş mesafesi sandığından kısadır. 

İktidar, itibar, mal mülk sahibi olmak başkalarının olmadığı bir dünyada anlamını yitirir. Yaşamın amacıyla, temel itkilerle uyumlu değildirler çünkü. Ancak sağ kalmanın, düşmanları uzakta tutma veya onları alt etmenin, daha uzun ve sağlıklı bir yaşamın dolaylı  gerçekleştiricisi olduklarında yarar sağlarlar. Mutluluk sahip olmakla bulunmaz. Öte yandan, insanlar sosyal varlıklardır. Bireyin sağkalması ve gelişmesi, doğumundan başlayarak başkalarının onu beslemesi, sevmesi, koruması ve öğretmesine bağlıdır. İnsan topluluk içinde kişilik bulur, kişi olur. Ve topluluğun olduğu yerde günlük yaşamı düzenleyen kurallar ve sınırlar, sınırları aşmayı engelleyen bir otorite gücü, yani hiyerarşi kendiliğinden ortaya çıkar. Eşitlik bir ideal olarak ikinci insandan itibaren var olmuştur. Düzen de. Oysa, eşitlik ve düzen ihtiyacı birbiriyle çoğu zaman uyumsuzdur. 

İnsan birçok şey ister. Genlerinin isteklerini karşılamanın farklı yolları vardır. En gelişmiş ve sosyal bir memeli türü olarak, hayat boyu süren duygusal ve zihinsel bir meydan okuma yaratsa da, başkalarını hayatında ister. Sadece üremek için değil, sosyal bir düzenin deseninde yer bularak hayatına anlam katmak, kısa bir an çakıp sönen alev gibi olan ve illa ki ölümle sonlanacak hayatına şahit bulmak, bu dünyada kendisinden sonraki en akıllı canlılar olan şempanzeler, bonobo maymunlar dahil başka hiçbir canlıya layık bulmadığı ölümden sonraki yaşama sadece kendi türünden seçilmişlerin kavuşacağı inancını nesilden nesile geçiren mitleri paylaşmak için.

İnsan olmak ve insanca yaşamak özünde çok karmaşık değildir. Dünyanın dört bir yanından inançların bilge adamlarının söylediklerinin, doğdukları zaman, çıktıkları coğrafya ve yaşadıkları toplumların izleri silinip ortak noktalara bakıldığında benzerlik taşıdığı görülebilir. Bugün yapay zekanın daha büyük bir aciliyetle kendimize sormaya mecbur bıraktığı "insan ne olacak, nasıl anlamlı bir hayat yaşayacak" sorularının yanıtının karşımızda durduğu görülebilir. 

"Sen insansın;  milyarlarca yıl sürmüş evrimin ürünü bir canlı, türlerden bir tür, ama akıl sahibi bir tür olarak seni saran yaşam sisteminin, biyosferin bir parçasın. Bunun farkında mısın? Dünya senin evin. Bu çevrenin içine doğdun. Burada büyüdün, kendini buldun, bireyselliğini duyumsadın. Varlığını sürdürüyorsun. Çevrende tanıdığın, tanımadığın, sevdiğin, sevmediğin birçok insan var.  Kısa ama benzersiz ve bir kerelik yaşamını "insanca" sürdürmek, ait olduğun grubun içinde onanmak ve saygı görmek, kalıcı olmak, hiç değilse bir şekilde öldükten sonra bir iz bırakmak istiyorsun, bu ister çocukların ister eserlerinle olsun. Herkes biricik, herkes özünde aynı özlem ve duyguları paylaşıyor. Yarattığın sistemlerin ötesine bakarsan hayatın birliğini görürsün. Yeterince ister, içindeki çocuğu kucaklarsan ve vicdanının sesini dinler, diğerlerini ve tüm yaşamı ve yaşamın rahmi dünyayı kucaklarsan, senin için bir ümit var. Başlangıç olarak şunu kabul edebilirsin: Başkaları yabancı, barbar değil. Başkaları müşteri değil, köle, araç hiç değil. Başkası, o Sensin..." 

4 Aralık 2024 Çarşamba

Başkasıyla Yaşamak ve Yapay Zeka / Living with someone else and Artificial Intelligence

Bir başkasıyla birlikte yaşamak zordur. Mutlu ve uzun süreli bir birlikte yaşam hayal eden kişi, partnerini/diğerini değerlendirdiği gibi kendisini de "objektif" olarak değerlendirebilmelidir. Bunun bir yolu, karşısına kendisini koyup, kendisi gibi biriyle yaşamayı isteyip istemeyeceğini sorgulamaktır. Ancak insanlar genellikle kendileriyle ilgili rahatsız edici özelliklerin üzerinde durmazlar veya bunların yeterince farkına varamazlar. Psikolojik bir perde kendi gerçeklikleriyle yüzleşmelerini engeller. Bir tür savunma mekanizması. 

Kişinin gönlündeki/aklındaki kendisiyle içindeki/bilinçaltındaki kendisi farklı farklıdır. Kendisini "olduğu" gibi değerlendirebilmek belki de mümkün değildir (çünkü oluş bir akıştır ve olunan bir nokta yoktur, belki bir eşikten bahsetmek mümkün olur) ama olgunlaşan insan bu bilgeliğe yaklaşır. Burada kastedilen başkalarının/toplumun değerlendirmeleri değil sadece. Zayıflıkları kadar kuvvetli yönleri de olan ama ilahi olmayan insan türünün bir ferdi olduğunun bilinci ve bunun doğurduğu kardeşlik duygusuyla algılarını genişletip ailesinin/toplumunun değerlerinin ötesine çıkıp  kendisini ve başkalarını şefkatle kucaklayan bireyleşmiş insanın aydınlıkta yaptığı hoşgörülü değerlendirme. 

Bütün bu değerlendirmeler sonrasında kendi kendisiyle birlikte yaşayabileceğine kanaat getiren kişi ancak bir başkasını bir tehdit olarak algılamaz, yararlanılacak bir nesne gibi, yaralarına ilaç gibi görmez; sadece tahammül etmekle kalmaz, ama gerçekten sevebilir ve başkasının sevgisini kabul edebilir. Hem kendi mutlu olabilir hem başkasını mutlu edebilir, huzurlu bir hayat sürmek için gerekli koşulların kendine düşenini gerçekleştirebilir. 

Yapay Zeka döneminde belki böylesi bir kendi psikolojik avatarımızla ön sohbeti gerçekleştirmek ve kendimizle samimi bir şekilde yüzleşerek puan vermek mümkün olabilir, ne dersiniz? 

Benim korkum, kendisini vazgeçilmez gören bazılarının bu sanal ilişkiyi gerçek sanıp sürdürmeye çalışma ihtimalleri. 


Living with someone else and Artificial Intelligence

Living with someone else is difficult. A person who dreams of a happy and long-term life together should be able to evaluate oneself "objectively" as he evaluates his partner/others. One way to do this is to put oneself in front of himself and question whether he would want to live with someone like him. However, people generally do not dwell on the disturbing characteristics about themselves or are not sufficiently aware of them. A psychological curtain prevents them from facing their own reality. A kind of defense mechanism.


The self in a person's heart/mind and the self inside/subconscious are different. It may not be possible to evaluate oneself "as it is" (because becoming is a flow and there is no point where one stands, perhaps it is possible to talk about a threshold), but a mature person approaches this wisdom. What is meant here is not only the evaluations of others/the society. It is the tolerant assessment made  by the individualized person who is well aware that he is a member of the human species which has both strengths and weaknesses but not a divine creature and the sense of brotherhood that this creates, who expands his perceptions, goes beyond the values ​​of his family/society and embraces himself and others with compassion.


After all these assessments, a person who is convinced that he can live with himself, who does not perceive another person as a threat, who does not see them as an object for his ends or as a remedy for his wounds, who does not only tolerate them can truly love and accept love of somebody. He can both be happy himself and make others happy, and can fulfill his part of the necessary conditions to live a peaceful life.


In the age of Artificial Intelligence, it may be possible to have such a preliminary conversation with our own psychological avatar and score ourselves by sincerely confronting ourselves, what do you think?


My fear is that some people who see themselves as indispensable may try to continue this virtual relationship by thinking it is real.