insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2025 Cuma

Gazze Barışı'nın düşündürdükleri

 İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sonlandıracak Gazze Planı her iki tarafça onaylanmış. Neden sonra! Yıkılıp harap olmuş Gazze, ölen onbinlerce insan, sakat kalan yüzbinler. Savaşın ne kadar ahmakça ve yıkıcı bir çaba olduğu bir defa daha gözler önüne serildi. Oysa sorunlar soğukkanlılıkla masada tartışılabilse, tarih öncesi mitlerden beslenerek karşısındakini insan dışı varlık olarak görüp yok ederek veya ezip geçerek tüm istediklerini yaptırmak gibi delice bir arzu yerine farklılıklar ne olursa olsun ötekini insan kardeş olarak görüp davranılabilse, bunca acı ve yıkım olmasaydı... her halükarda daha iyi olmaz mıydı? Çok mu zor insanca davranmak, hatalarını vaktinde fark edip pişman olup vazgeçmek?

Tarih boyunca insan toplulukları birbirlerine kıydılar. Binlerce, milyonlarca insan acı çekti. Çoğu boş yere. En kutsal hak olan yaşam hakkı elinden alındı, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek, insanların. Şempanzeden sonra grup halinde kendi türünden başka gruplarla soykırım amaçlı savaşan ikinci, kendi türünü ve daha ötesi dünyadaki tüm yaşamı sona erdirme gücüne sahip ise tek türüz.

Öte yandan, günümüzde savaşlar ve felaketler, gelişen iletişim teknolojileri sayesinde herkesin gözü önünde oluyor. Hiç kimse haberim yoktu deme imkanına sahip  değil. Herkes tavır almak, tarafını belirlemek zorunda. Temel tercih, yaşamın ya da ölümün yanında olmak arasında.

Doğaya ve kendine yabancılaşan insan ne zavallı!

24 Haziran 2025 Salı

Yapay Zeka'nın yol açacağı iddia edilen lüzumsuz insan yığınları fikrinin düşündürdükleri

 

İnsan nedir? Neden değerlidir? Yaşamının amacı ne olmalıdır? Bu soruları dile getirmesek de onlara verdiğimiz yanıtlar yaşamımızı şekillendirmektedir. 

Dünyadaki bütün bebekler birbirine benzer, kimi bedensel ve zihinsel kapasite farklılıkları bir tarafa bırakılmak kaydıyla. Sevgi ve ilgi isterler, örneğin. Çevrelerinde olup bitene ilgi duyarlar. Meraklı ve öğrenme isteğiyle doludurlar. Neredeyse her gün değişir, gelişirler. Büyüme onlar için bedensel olduğu kadar zihinsel ve ruhsal birer süreçtir. Başkalarına ve tüm canlılara ilgi duyar, bağlanırlar. Onların duygularını hisseder, deneyimler; onların acı duyduklarını hissettiklerinde acı duyup ağlar, mutlu olduklarını hissettiklerinde gülerler. 

İnsan yavrusu dünyanın her coğrafyasında, tüm toplumlarda hayatın ilk dönemlerinde benzer tepkiler verir dünyaya ve çevresindekilere. Ve sonra annesinden ve yakın çevresindekilerden başlayarak kültürün damgası bebeğe vurulmaya başlar. Bu aynı zamanda ayrışmanın, diğerlerinden farklılaşmanın başlangıcıdır. İletişim ve dil, ahlak değerleri, inançlar, mitler, yasaklar, tabular, gelenekler, kullanılan alet edavat, barınma şekilleri, beslenme alışkanlıkları, işbirliği ve yardımlaşma şekilleri, aile kurma gibi bir çok etki bireyin oluşması ve kişiliğinin gelişmesinde rol oynar. Bazen gerçek kişilik özelliklerinin hiç görünmemesine yol açma pahasına.

Erişkin olduğunda da insanların istekleri, basit ve temel olandan daha karmaşığa doğru iç içe halkalar şeklinde enerji yüküyle uyumlu bir yerleşme gösterir.  Sağ kalmak, varlığını devam ettirmek istemek tek hücrelilerden başlayarak tüm canlıların  canlılığının alameti farikasıdır. Yaşam sürmek ister. Bu bireyde mümkün olmuyorsa, o zaman bir sonraki nesilde devam etmek ister. O halde, beslenmek, tehlikelerden kaçmak ve korunmak,  homeostazı sürdürmek için fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak, çoğalarak neslini devam ettirmek en temel ve zorlayıcı itkilerdir. Bakteriler, çok hücreli canlılar, balıklar, sürüngenler, memeliler ve tabii maymunlar ve insanlar canlı olmanın aynı kurallarına tabidirler ve sinir sistemleri olsun olmasın canlı kalmanın gerekliliklerini yerine getirmek için "can havliyle" çalışırlar. Neredeyse bir ömür boyu bu itkilerin zorlaması devam eder. İnsan sağ kalmanın, bir yaşam sürmenin ötesinde, bu yaşamı  anlamlı kılmak da ister. Anlam ve tatmin arayışı bir ömür boyu sürer.

Bütün kültürel ve inançsal farklılıklarımıza rağmen özünde aynı türe ait olduğumuzu, insan olduğumuzu hisseder, bazen de biliriz. Oysa içine doğduğumuz sosyal çevre bizleri diğer topluluklardan ayırır ve seçilmiş olduğumuza inandırır. Duyularımız bize evrenin merkezinin dünya, dünyanın merkezinin doğduğumuz topraklar olduğunu kesin bir dille söyler. Ayrı kaldığımızda hasretle göz yaşı dökmemize neden olan  ait olduklarımız, yani kabilemiz, yani sevdiklerimiz ve ailemiz, arkadaşlarımız,  değerlerini paylaştığımız, yani bebeklikten başlayarak beynimizde iz bırakan ve bizi koruduğuna inandığımız "çevremiz"dir.  İnsanın görüş mesafesi sandığından kısadır. 

İktidar, itibar, mal mülk sahibi olmak başkalarının olmadığı bir dünyada anlamını yitirir. Yaşamın amacıyla, temel itkilerle uyumlu değildirler çünkü. Ancak sağ kalmanın, düşmanları uzakta tutma veya onları alt etmenin, daha uzun ve sağlıklı bir yaşamın dolaylı  gerçekleştiricisi olduklarında yarar sağlarlar. Mutluluk sahip olmakla bulunmaz. Öte yandan, insanlar sosyal varlıklardır. Bireyin sağkalması ve gelişmesi, doğumundan başlayarak başkalarının onu beslemesi, sevmesi, koruması ve öğretmesine bağlıdır. İnsan topluluk içinde kişilik bulur, kişi olur. Ve topluluğun olduğu yerde günlük yaşamı düzenleyen kurallar ve sınırlar, sınırları aşmayı engelleyen bir otorite gücü, yani hiyerarşi kendiliğinden ortaya çıkar. Eşitlik bir ideal olarak ikinci insandan itibaren var olmuştur. Düzen de. Oysa, eşitlik ve düzen ihtiyacı birbiriyle çoğu zaman uyumsuzdur. 

İnsan birçok şey ister. Genlerinin isteklerini karşılamanın farklı yolları vardır. En gelişmiş ve sosyal bir memeli türü olarak, hayat boyu süren duygusal ve zihinsel bir meydan okuma yaratsa da, başkalarını hayatında ister. Sadece üremek için değil, sosyal bir düzenin deseninde yer bularak hayatına anlam katmak, kısa bir an çakıp sönen alev gibi olan ve illa ki ölümle sonlanacak hayatına şahit bulmak, bu dünyada kendisinden sonraki en akıllı canlılar olan şempanzeler, bonobo maymunlar dahil başka hiçbir canlıya layık bulmadığı ölümden sonraki yaşama sadece kendi türünden seçilmişlerin kavuşacağı inancını nesilden nesile geçiren mitleri paylaşmak için.

İnsan olmak ve insanca yaşamak özünde çok karmaşık değildir. Dünyanın dört bir yanından inançların bilge adamlarının söylediklerinin, doğdukları zaman, çıktıkları coğrafya ve yaşadıkları toplumların izleri silinip ortak noktalara bakıldığında benzerlik taşıdığı görülebilir. Bugün yapay zekanın daha büyük bir aciliyetle kendimize sormaya mecbur bıraktığı "insan ne olacak, nasıl anlamlı bir hayat yaşayacak" sorularının yanıtının karşımızda durduğu görülebilir. 

"Sen insansın;  milyarlarca yıl sürmüş evrimin ürünü bir canlı, türlerden bir tür, ama akıl sahibi bir tür olarak seni saran yaşam sisteminin, biyosferin bir parçasın. Bunun farkında mısın? Dünya senin evin. Bu çevrenin içine doğdun. Burada büyüdün, kendini buldun, bireyselliğini duyumsadın. Varlığını sürdürüyorsun. Çevrende tanıdığın, tanımadığın, sevdiğin, sevmediğin birçok insan var.  Kısa ama benzersiz ve bir kerelik yaşamını "insanca" sürdürmek, ait olduğun grubun içinde onanmak ve saygı görmek, kalıcı olmak, hiç değilse bir şekilde öldükten sonra bir iz bırakmak istiyorsun, bu ister çocukların ister eserlerinle olsun. Herkes biricik, herkes özünde aynı özlem ve duyguları paylaşıyor. Yarattığın sistemlerin ötesine bakarsan hayatın birliğini görürsün. Yeterince ister, içindeki çocuğu kucaklarsan ve vicdanının sesini dinler, diğerlerini ve tüm yaşamı ve yaşamın rahmi dünyayı kucaklarsan, senin için bir ümit var. Başlangıç olarak şunu kabul edebilirsin: Başkaları yabancı, barbar değil. Başkaları müşteri değil, köle, araç hiç değil. Başkası, o Sensin..." 

7 Mayıs 2023 Pazar

Toplumun evrimi

Toplumlar hangi davranışları ödüllendirirlerse onların daha sık ve daha fazla kişi tarafından ifade edilmesini sağlamış olurlar. Zamanla bu özelliklerin dayandığı genler seçilerek kalıcı evrimsel değişiklikler ortaya çıkar. 

İnsanlar hayvanları evcilleştirirken saldırgan olan tür veya bireyleri değil uysal olanları doğal olarak tercih etmiş ve nesiller boyu en uysal olanların çoğalmasına izin vererek bugün birlikte yaşadığımız ve doğada yaşayan vahşilerinden davranışsal olarak farklı evcil hayvanları üretmislerdir. Benzer şekilde insan toplulukları da saldırganlığı, birlikte yaşamayı zorlaştırdığı için cezalandırmış ve bu kişileri toplum dışına atarak daha sosyal, daha fazla işbirliğine yatkın, daha az kavgacı ve daha az şiddete başvuran nesiller ortaya çıkmasına yol açmışlardır. Steven Pinker,  tarihsel süreçte uygarlaşma ile insan toplumlarında şiddetin görülme sıklığında görülen azalmayı konu alır. Richard Wrangham ise "The Goodness Paradox" adlı eserinde, evcilleştirme sürecinde saldırganlığı azaltmaya yönelik insan tercihlerinin hayvanlarda düşük kulak, daha küçük kafatası ve beyin hacmi, dişlerde küçülme, yüzde kısalma gibi fiziksel değişikliklere yol açtığını anlatır. 

Buradan kendimiz için çıkarabileceğimiz ders, eğer birlikte yaşamaya devam etmek istiyorsak, toplum olarak şiddetten olabildiğince uzak durmak, saldırganlığı, bencilliği, her tür ayrımcılığı, eşitsizlikleri reddetmek ve dışlamak, bunları normalleştiren şiddet dilini terk etmek, bu dilin yerleşmesine, onaylanmasına  karşı çıkmak gerektiğidir. Aksi taktirde, korkarım tersine bir evrim sürecine yani şiddetin hakim olduğu bir topluma dönüş yoluna girilmiş olur ki bu, toplumsal bağların gevşemesine, giderek bu bağların koparak çatışma ve savaşların, acı ve ıstırapların artmasına, sonunda şiddeti ödüllendiren toplumların dağılmasına ve işbirliği kültürünün yerleştiği toplumların hakimiyetine girmesine neden olacaktır. 

Uzun vadede  barış ve işbirliği zaten kazanır. Ama birey olarak bizler için asıl mühim olan barış, huzur, kardeşlik ve adaleti bu kısa yaşam süremizde toplum ve giderek dünya vatandaşları olarak, sevdiklerimizle birlikte yaşayabilmektir. 

10 Mart 2016 Perşembe

Adem ile Havva

"Tanrı önce Adem'i, sonra Havva'yı yarattı. Bütün insanlar Adem ve Havva'nın çocuklarıdır", diye anlatıldı bizlere. Bu durumda Adem ve Havva'nın ilk çocukları, onların çocukları hep kardeşleriyle birinci dereceden akraba evliliği yapmak zorundaydılar insan neslini çoğaltmak için. Peki, neden Tanrı başlangıçta sadece bir çift değil de, daha fazla sayıda, yüzlerce, binlerce çift insan yaratmamış?