İyi fikirler birden bire oluşmazlar. Birer geçmiş yaşamları vardır onların da, başkalarında ve bizlerde. Aklımıza "geliverdiklerinde" uzun bir yol yürümüş olmanın bilgeliğini taşırlar. İyi fikirlere vesile olmak dileğiyle.
24 Mayıs 2013 Cuma
Yatakta ölüm
Doğada hiçbir hayvan yoktur ki ölümü rahat yatağında karşılasın. Güçlü olan, büyük olan diğerlerini yer. En büyük yırtıcılar bile kocayınca veya hastalanınca aynı sondan kurtulamazlar. İnsan yatağında ölebilme ihtimali olan tek hayvandır.
7 Mayıs 2013 Salı
Bir hayal
Kimsenin kimseye, "böyle düşünmelisin veya düşünmemelisin, böyle yapmalısın veya yapmamalısın, buna inanmalısın veya inanmamalısın, oraya gitmelisin veya gitmemelisin, bana/bize/ona hesap vermelisin" diye emreder tarzda hitap etmediği, şiddete başvurmaksızın tüm fikir, duygu ve inançların korkusuzca dile getirilip paylaşılabildiği; hayatı ve insanları olumlayan yaratıcı fikir ve becerilerin ve sanatın herkesin erişimine sansürsüz sunulduğu bir dünyayı mümkün kılmak için çalışmaya değer. İnsanoğlu için bu mümkün mü, o ayrı bir soru.
4 Nisan 2013 Perşembe
Çok karılı evlilik mümkün mü? Bir nüfus problemi
Çok karılı evliliklerin kural olamayacağı, ancak kısıtlı bir zaman aralığında ve belirli koşullarda mevcut olabilecekleri; ideolojik, dini veya ahlaki diğer tüm argümanlardan da öteye, nüfusun gelişimine ve kadın-erkek doğum oranlarına bakmak suretiyle anlaşılabilir diye düşünüyorum. Günümüzde Çin örneği var. Tek çocuk politikası ve kız fötüslerin düşürülmesi erkek/kadın oranını erkekler lehine altüst etmiş durumda. Bunun bir sonucu ise, evlenmek için değil birden fazlasını, tek bir kadın bulamayan erkeklerin sayılarının hızla artması oldu. Bu, daha erkek/kadın oranının birin sadece biraz üstünde olduğu bir toplum. Erkeklerin birden fazla kadınla evlenebilmesi, evlenilebilinecek kadın nüfusunu hızla azaltacağından; örneğimiz diyelim iki kadına kadar evliliğe izin verilen bir toplum olsun; idealde, erkeklerin evlilik "kotasını" doldurabilmesi için her erkek başına iki kadın olması, yani erkek/kadın oranının 1/2 olması gerekirdi. Tarihin hiçbir döneminde hiçbir yerde, sürekli savaş durumunun yaşandığı ve sivil nüfusun bundan çok zarar görmediği endüstrileşme öncesi dönem hariç, böylesi bir nüfus yapısına kalıcı olarak rastlayabileceğimizi sanmıyorum. Bilindiği üzere, erkek/kız bebek doğum oranı, nüfusa dışardan müdahale edilmeyen tüm toplumlarda yaklaşık 1/1'dir.
Çok karılı evliliğe ruhsat verilse, bundan öncelikle zengin, makam veya iktidar sahibi olanların gönüllerince yararlanabileceği, bu "sınıfların" dışında kalanların geride kalanlarla yetinecekleri veya çoğu durumda hiç eş bulamayacakları aşikar gibi görünmekte. Buna, belki kadınlardan da önce, erkeklerin genelinin karşı çıkması gerekmez mi? Ne de olsa hayali bir hareme kavuşacağım derken, hiçeşsiz, yalnız ve çocuksuz kalmak da var.
Çok karılı evliliğe ruhsat verilse, bundan öncelikle zengin, makam veya iktidar sahibi olanların gönüllerince yararlanabileceği, bu "sınıfların" dışında kalanların geride kalanlarla yetinecekleri veya çoğu durumda hiç eş bulamayacakları aşikar gibi görünmekte. Buna, belki kadınlardan da önce, erkeklerin genelinin karşı çıkması gerekmez mi? Ne de olsa hayali bir hareme kavuşacağım derken, hiçeşsiz, yalnız ve çocuksuz kalmak da var.
Etiketler:
Çok karılı evlilik,
erkek/kadın oranı,
nüfus yapısı
5 Mart 2013 Salı
11 Şubat 2013 Pazartesi
Pişmanlıklar yürümeyi engelleyen bir yüke dönüşmesin
Gözlerinde bir çocuk masumiyeti olmak kolaydır, eğer bir çocuksan. İmkansızdır tekrar çocuk olmak; geçen yıllar yıpratır, değiştirir bizleri. Olgunlaştık deriz. Ruhun beslendiği kaynaktan ve özünden uzaklaşmamayı başarmak çocuk kalmaktan daha büyük bir başarıdır, zannımca. Geçen yıllarımıza ve edindiğimiz yeni kimliklere haksızlık etmeyelim derim, pişmanlıklarımızı büyüteç altında tutarak. Çünkü insan olma hali ve geçip gidiyor olma bilinci bir kervanla, bizi, henüz yaşıyorken anı, yaşanmamış, yaşayamadık ve yaşayamayacak olduklarımızı sırtımıza yükleyip, üstteki yolcuyu bir anda yük hayvanına dönüştürebilir.
5 Aralık 2012 Çarşamba
Hayat detaylardan hoşlanır
Sabah yürüyüş yaparken, yolda aklıma çevremdeki detayların güzelliği geldi. Havanın nemli yosun kokusu, asfaltı bir ressamın fırça darbeleriymişçesine süsleyen yapraklar ve su birikintileri, çamların yol yol gövdeleri ve fırça tüyü iğneli yaprakları, erguvanların heyecanla sararmasını beklediğim kalp biçimli yaprakları, çimler, kahvenin bacasından salınan odun sobası dumanı, sessizlik ve sessizlikte birkaç kuşun çığlığı vs. Amaç yürümek ve sağlık kazanmak da olsa, bu detaylar olmasa yürümenin bir tadı yok, yürümeden aklımda kalan bir şey de olmayacak. Bir tünelde yürümekten farkı kalmayacak.
Hayatlarımız bir tünelde yürümeye benziyor çokluk, hedefe gözlerimizi dikmiş, sağa sola aldırış etmeden koşturuyoruz. Koşuyoruz, çünkü vaktimizin yetersiz olduğunu düşünüyoruz, çünkü etrafımız bizi ilgilendirmiyor ya da etrafımızda bizi ilgilendirecek bir şey yok. Hedeflerimiz neden bu kadar önemli? İmkan olsa bir zaman-mekan makinası icat edeceğiz, yolları ve gereksiz (!) boşlukları ortadan kaldıran. Tavşan gibi zıplayacağız zaman ve mekanda. Uykuda geçen zamanları bile aceleyle atlayacağız.
Gözlerimiz eğer iyi görüyorsa, önümüzü tamamıyla net gördüğümüzü düşünürüz. Oysa, net gördüğümüz alana dikkatli bakınca, sadece odaklandığımız kısmın net göründüğünü, gerisinin gölgeler ormanı gibi sezildiğini, ama gözümüzün veya başımızın her ufak hareketiyle odağımız değiştiği için beynin bu görüntüleri işleyip yekpare bir netlikte bize sunduğunu farkederiz. Basit bir fotoğraf yoktur karşımızda, geniş, bizi sarıp sarmalayan, derinliği olan, tüm duygularımıza hitap eden bir panorama, adeta yamalı bir bohça vardır. Hiçbir şey düz ve biteviye değildir görsel alanımızda. Detayları, parçacıkları birleştirerek genişliği elde ederiz.
Hayat da küçük detaylardan oluşur ve detaylarla zenginleşir. Çevremizdeki insanlar ve sürekli değişen halleri, zamanın aşındırdığı eşyalar, dönüp durmakta olan dünya ve buna bağlı oluşan gündüz-gece, mevsimler ve iklim değişiklikleri, önce tomurcuklanan, sonra yapraklanan, sonbaharda sararan yapraklarını döken, kışı birkaç yaprak, birkaçı kırılan ve rüzgarda sallanan dallarla geçiren ağaçlar, sonra çiçekler, sonra hayvanlar... Çiftleşen, yumurtlayan veya doğuran, şefkatle yavrularını besleyen-büyüten, yuvadan uçuran, yaşlanan çeşit çeşit, boy boy, huy huy hayvanlar.
Sonra bir de yarattığımız dünyalar var bunun karşısında; upuzun ve pürüzsüz simsiyah yollar, dümdüz yükselen duvarlar, düz çıkıntılar, bir sıra dikilmiş ve bütün çıkıntıları kesilmiş ağaçlar, bir örnek giyinmiş ve etrafıyla ilgilenmeden, hızlı hızlı yürüyen insanlar, ve tabii bütün açık alanları işgal etmesine izin verdiğimiz gösterişimiz, kimlik kartımız, konforumuz bir örnek arabalarımız.
Görülecek bir şey bırakmadığımız için sokaklar bizi artık ilgilendirmiyor; kaçmak, geçip gitmek istiyoruz. Yolculuğa tahammülümüz yok, mekandan mekana hızlı geçiş arzuluyoruz. Bunun için arabalara giderek daha da mahkum oluyoruz, bu mahkümiyet arttıkça şehirlerimiz daha düz ve detaysız, daha az insani oluyor. Bir kısır döngü.
Yavaşlamaya, görme alanımızı genişletmeye, detayları görmeye, üzerinde düşünmeye, konuşmaya ihtiyacımız var. Zaman geçmeye devam ediyor. Herkes kendi hayatının tablosunu yapıyor, ömrü boyunca. Vakit dolup, “gel bak, eserine,” dendiğinde detaylardan yoksun, basit birkaç renkten ve silik düz çizgilerden oluşan bir resim midir, görmek istediğimiz?
Etiketler:
değişim,
Detaylar,
hayat,
koşuşturma,
resim
2 Kasım 2012 Cuma
Muhteşem Bir Hayat
İnsan hayatı muhteşem olabilir mi? Buna başka bir soruyla yanıt vermek gerek: Kendi hayatına bakınca muhteşem olduğunu düşünen hiç var mı? Başkalarının tüm hayatı veya hayatımızın bir bölümü bize öyle görünebilir, ama hayat gerçekte uzun ince bir yoldur ve en inandığımız, gücüne hayran olduğumuz insanın dahi sıkıntılı, üzüntülü ve korkulu zamanları olmuştur, ve gelecek daha fazlasına da gebedir: yalnızlık ve ölüm korkusu ruhun mağaralarının karanlığında filizlenen mantarlar gibidir. Şimdilik zararsız, ama bir gün istemeden ağzımıza alacağımızı bildiğimiz zehirler...
Muhteşeme yakın hayatlar olabilir, soylu ruhların sürdürdüğü, ama eninde sonunda insan ve hayatı sadece bir parantezdir. Aç parantez. Yaşam. Kapa parantez. Muhteşem parentezin dışında kalır.
Muhteşeme yakın hayatlar olabilir, soylu ruhların sürdürdüğü, ama eninde sonunda insan ve hayatı sadece bir parantezdir. Aç parantez. Yaşam. Kapa parantez. Muhteşem parentezin dışında kalır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


