İyi fikirler birden bire oluşmazlar. Birer geçmiş yaşamları vardır onların da, başkalarında ve bizlerde. Aklımıza "geliverdiklerinde" uzun bir yol yürümüş olmanın bilgeliğini taşırlar. İyi fikirlere vesile olmak dileğiyle.
18 Haziran 2015 Perşembe
Babalar
Gün geliyor, insan babasıyla aynı yaşta olabiliyor, ama ne yazık ki birlikte olamıyor. "Babamı anlıyorum, öyle düşünmesem de anlıyorum, artık konuşabilir, dertleşebiliriz" diye düşündüğün; "Seni dinlemeye hazırım, direnmeden.., " diyebildiğin gün, ne yazık, baban artık yanında olmuyor.
Ahlak Değerleri
Ahlaki değerlerin olmadığı herhangi bir toplum herhalde hiç olmadı. Birlikte yaşamayla, ötekinin bireyin hayatında yer almasıyla ve bunun bir zorunluluk olduğunun, tek başına sağ kalmanın mümkün olmadığının algılanmasıyla birlikte yani "biz"den konuşmaya başladıkça, öteki ve hakları, dolayısıyla ahlak kuralları ortaya çıkmaya başlamış olmalı. Kökeni dünyevi ahlak kurallarının. Ve ahlaksız insan olabilir, ama ahlaksız (ahlak değerlerinin mevcut olmadığı) bir toplum olamaz, çünkü varlığını sürdüremez.
Etiketler:
ahlak,
ahlak kuralları,
birey,
birlikte yaşama,
öteki
Paketteki Yoksulluk
Paketlenmiş; market raflarındaki, dükkanlardaki her şey paketlenmiş. Uzun mesafeleri aşıp önümüze bozulmadan gelmesi için kat kat paketlenmiş. Ürünlerin katettiği mesafeler eskiler için inanılır gibi değil. Dünyanın dört bir yanından artık sadece kahve ve baharatlar değil, kurabiye, oyuncak, elektronik eşya, kitap, elbise, meyve, sebze, balık geliyor. Bunları imkanımız varsa satın alabiliyoruz. Sistem olarak kapitalizm imkanı olanların sayısını artırmaya çalışıyor. Pazar büyüsün diye. Ama tek tek şirketlerin amacı sadece malını satabilmek, alım gücünü artırmayı hiçbiri üstlenmiyor, devlete bırakıyorlar. Nüfus artışı da pazarın büyümesini destekliyor. Artan nüfus daha fazla yol, araç, bina, yiyecek, giyecek tüketimi demek. Artan tüketimi karşılamak içinse daha fazla üretmek gerek. İnsanın ihtiyaçları her şeyin önünde deniyor. Dünyanın tüm kaynaklarına insanlar tarafından el konuyor. Dünya içinden ve dışından kemirilen bir kaya parçasına dönüşüyor giderek. İnsanın tüketimine sunulmayan hiç bir şey kalmıyor. Toprak, deniz, hava kirleniyor bu arada. İnsan ve gelişim için bu bedel ödenmek zorunda deniyor. Sorunlar sınırları aşıyor, küreselleşiyor.
Etiketler:
çölleşme,
kapitalizm,
paketlenmiş,
tüketim,
yoksulluk
15 Temmuz 2014 Salı
İşe sarılmak
Yaptığı işe dört elle sarılmanın, aklının, bedeninin tüm gücünü kullanmanın başarıya giden yolda en önemli faktörlerden biri olduğu söylenir, sık sık. Bunun çokluk doğru olmasının bir önemli nedeni, kişinin bir işi yapmaya karar verip, başarılı olmak için işine asılmasının o işle ilgili tüm olasılıkları, güçlükleri yakından ve tam olarak görmesi için fırsat doğurması ve daha doğru değerlendirmeye olanak sağlaması olsa gerek. Ne de olsa bize yabancı olan, uzaktan bakınca aşılmaz gözüken tepeler gibidir. Oysa yürüyüp yaklaştıkça tepelerin o kadar da dik olmadığını görür insan. Ve hayatta karşımıza çıkan işler ve görevler çoğunlukla dışarıdan ilk göründüğü kadar zor değildirler.
Bir işe kendini vermekle, başarı için tüm güçlerini seferber etmekle insan, işi yakından tanıdığı gibi başka konuların kendisiyle işi arasına girmesini, dikkatini dağıtmasını da önlemiş olur. İlgi, istek ve konsantrasyon birleşince, kişinin bilgi ve becerisinin çalışılan konuda zamanla giderek artmasına ve arada karşılaşılabilecek sorunların daha kolay üstesinden gelinmesine yardımcı olur, ki bu da kişinin kendine olan güvenini artırır. Başarı başarıyı besler. Ayrıca enerjisinin ve zamanının büyük bölümünü bir işe ayıran insan ister istemez o konu üzerinde daha fazla zaman geçirecektir. Daha fazla zaman daha fazla deneme ve bu da, başarma olasılığının en azından matematiksel olarak artması demektir.
Bir işe kendini vermekle, başarı için tüm güçlerini seferber etmekle insan, işi yakından tanıdığı gibi başka konuların kendisiyle işi arasına girmesini, dikkatini dağıtmasını da önlemiş olur. İlgi, istek ve konsantrasyon birleşince, kişinin bilgi ve becerisinin çalışılan konuda zamanla giderek artmasına ve arada karşılaşılabilecek sorunların daha kolay üstesinden gelinmesine yardımcı olur, ki bu da kişinin kendine olan güvenini artırır. Başarı başarıyı besler. Ayrıca enerjisinin ve zamanının büyük bölümünü bir işe ayıran insan ister istemez o konu üzerinde daha fazla zaman geçirecektir. Daha fazla zaman daha fazla deneme ve bu da, başarma olasılığının en azından matematiksel olarak artması demektir.
29 Ocak 2014 Çarşamba
Sokrat ve çağının akla getirdiği
Sokrat günümüzden 2500 yıl önce yaşadı. O dönemden önce de düşünen, sorgulayan felsefe yapan insanlar vardı. Bunlar tek başlarına da değildi. Onları dinleyen, yaşatan bir kitle de vardı. Günümüzde aydın çevreler olduğu gibi. Kalabalıklar daha çok seyirci ya da ilgisiz kalmış olmalı bu tartışmalara. Ama olsun. Demek ki, uygun koşullar oluştuğunda, teknolojik gelişme düzeyinden bağımsız olarak düşünsel, kültürel gelişmişlik mevcut olabiliyor, aydın, bilge ve sorgulayan insan çıkabiliyor ve insanca yaşanabiliyor. Onların varlığının bilgisi umudu her daim canlı tutuyor.
19 Ağustos 2013 Pazartesi
Kucaklama
Ali Bulaç, “post modern kamusallığın iyi-kötü, helal-haram ve adalet-zulüm gibi zıtlıkları eşitlemesinin neslin sonunu getireceği” tezini savunmuş. "Geleneksel mutfak ve beslenme kültürünü tüketim mutfağının beslenme kültürüyle değiştirdiğinizde veya kadın-erkek ilişkisini eşitlik-pozitif ayrımcılıkla tersine çevirdiğinizde, ailenin çözülmesine, cinsel sapmaların ortaya çıkmasına ve üçüncü cinsin teşekkülüne etkin zemin hazırlamış olursunuz", diyor Ali Bulaç ve ekliyor: "Mü’minler Harem’de zemzem içer, helale harama aldırmayanlar da rakı. Melezleşme ideolojisi, zemzem ile rakının önce aynı masada ayrı bardaklarda, arkasından aynı kadehe konulup içilebileceği varsayımına dayanır."
Melezleşme, bana göre, her şeyin birbirine karıştırılması değil, isteyenin istediğine inanabileceği, içebileceği anlamına geliyor. Evet, hayatı insanlar yaşar, ve ancak özgür birey nasıl yaşayacağına kendi adına karar verir. "Hayat ya ilahi iradeye uygun -ilahi prensipler takip edilerek- yaşanır ya da insanın heva ve hevesinden neş’et eden arzu ve öngörülere göre düzenlenir" diyerek mutlak bilginin sahibiymişçesine böbürlenmek niye? Ve kimi düşünürler için, "ilahi iradeye uygun yaşamayanlar dalalete düşmüş" anlamına geliyorsa, birlikte barış, eşitlik ve karşılıklı saygı içinde yaşamak için gidecek çok yolumuz var demektir. Dindar olmak, bir dine bağlı olmak dininden olmayanları sapkınlık içinde görmeyi haklı kılmamalı, isterse o dine inanlar çoğunlukta olsun. Ve dini inanç başka türlü düşünenleri dışladığından, insanların kardeşliği için toplumsal kuralları koymamalı, tıpkı milliyetçi duygu ve düşünceler gibi. Bizler-sizler ayrımından kurtulmanın ve "ne olursan gel" diyen Mevlana'nın torunları olarak "büyük biz"de herkesi kucaklamanın başka yolu var mı?
7 Ağustos 2013 Çarşamba
Çarşaf örtünmenin düşündürdükleri
Biz insanlar birbirimizle ilişki kurmak, anlaşabilmek için karşılıklı mesajlaşırız. Bu mesajların sözlü olması gerekmez illa ki. Görüntümüzle, davranışlarımızla, jest ve mimiklerimizle sürekli bildirimde bulunur, bildirimler alırız. Giysilerimiz de bu anlamda kendimizi tanıtma, anlatma, toplum içinde sahip olduğumuz veya olmak istediğimiz yeri belirtme aracıdır. Ne kadar bireysel özellikler taşırsa, kişiden kişilere giden mesaj o kadar açıklayıcı, tanıtıcı olur.
Toplumlar bireylerden oluşur. Erkek, kadın, çocuk, genç, ihtiyar, hasta, sağlam ve diğer birçok farklı özellikleri taşıyan bireylerden. Bireyler arası sağlıklı iletişim ve ilişkilerin kurulması ve gelişmesine; toplumun, üyelerinin bireyselliklerinin tüm renklerini serbestçe sergileyebilmelerini desteklemesi, yani kendileri olmalarını cesaretlendirmesi katkıda bulunur.
Bütün tektipleştirmeler ve üniformalar değil mi ki kişiyi bireysellikten uzaklaştırır, kitlenin renksiz bir parçası yapmaya çalışır, kendisi olarak iletişimi arızaya uğratır ve yine bu yönüyle baskıcıdır; özgür veya özgürleşme yolundaki bireylerin tepki ve karşı duruşunu doğurur, doğurmalıdır.
Çarşafın, özellikle kara çarşafın kadını, fiziksel mesafeden bağımsız olarak gözden ıraklaştırdığını; yani meydanlardan, sokaklardan, yani toplumsal yaşamın ve ilişkilerin gerçekleştiği mekanlardan, kendisini elverme korkusuyla uzaklaştırdığını, izole ettiğini söylemek mümkün. Çarşaf örtünen-örtülen kadın, vurguyu sürekli çarpıtılmış bir kadınlık üstüne yapmakta veya yapılmasına izin vermekte, bu haliyle taşıdığı altın çuvalını kem gözlerden korumak için sürekli sakınarak yürüyen endişeli bir kuyumcuya benzemekte; kadın olmak bir nimetse, bunu bir külfete dönüştürmektedir. Üstelik çarşaf, bireysellikten uzaklaştırdığı ölçüde iradi bir tercih değildir ve bu yönüyle, dinin istediği akıl eden, iradesini kullanan ve tercih eden bağımsız insan tipolojisinden de uzaklaşmaya neden olmaktadır.
Çarşaf; bireysellikten "soyunup" aynılaşmanın, kadın görüntüsünden korkup saklanmanın, adeta kimlik hakkında bir ipucu vermeyen anonim bir avatar olmaya razı olmanın, yani bir tür kadınca varoluş fobisinin bir görünümü olamaz mı?
Toplumlar bireylerden oluşur. Erkek, kadın, çocuk, genç, ihtiyar, hasta, sağlam ve diğer birçok farklı özellikleri taşıyan bireylerden. Bireyler arası sağlıklı iletişim ve ilişkilerin kurulması ve gelişmesine; toplumun, üyelerinin bireyselliklerinin tüm renklerini serbestçe sergileyebilmelerini desteklemesi, yani kendileri olmalarını cesaretlendirmesi katkıda bulunur.
Bütün tektipleştirmeler ve üniformalar değil mi ki kişiyi bireysellikten uzaklaştırır, kitlenin renksiz bir parçası yapmaya çalışır, kendisi olarak iletişimi arızaya uğratır ve yine bu yönüyle baskıcıdır; özgür veya özgürleşme yolundaki bireylerin tepki ve karşı duruşunu doğurur, doğurmalıdır.
Çarşafın, özellikle kara çarşafın kadını, fiziksel mesafeden bağımsız olarak gözden ıraklaştırdığını; yani meydanlardan, sokaklardan, yani toplumsal yaşamın ve ilişkilerin gerçekleştiği mekanlardan, kendisini elverme korkusuyla uzaklaştırdığını, izole ettiğini söylemek mümkün. Çarşaf örtünen-örtülen kadın, vurguyu sürekli çarpıtılmış bir kadınlık üstüne yapmakta veya yapılmasına izin vermekte, bu haliyle taşıdığı altın çuvalını kem gözlerden korumak için sürekli sakınarak yürüyen endişeli bir kuyumcuya benzemekte; kadın olmak bir nimetse, bunu bir külfete dönüştürmektedir. Üstelik çarşaf, bireysellikten uzaklaştırdığı ölçüde iradi bir tercih değildir ve bu yönüyle, dinin istediği akıl eden, iradesini kullanan ve tercih eden bağımsız insan tipolojisinden de uzaklaşmaya neden olmaktadır.
Çarşaf; bireysellikten "soyunup" aynılaşmanın, kadın görüntüsünden korkup saklanmanın, adeta kimlik hakkında bir ipucu vermeyen anonim bir avatar olmaya razı olmanın, yani bir tür kadınca varoluş fobisinin bir görünümü olamaz mı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)