30 Ocak 2026 Cuma

Halk Sağlığı - Okul öğünleri

 Türkiye çocuklarına okulda ücretsiz yemek vermelidir. Yoksulluğun yaygınlaştığı, gıda enflasyonunun ortalama enflasyonun üstüne çıktığı, dolayısıyla sağlıklı beslenmenin zorlaştığı günümüzde yoksulluğun nesiller üzerindeki olumsuz etkileriyle savaşmanın en akılcı yöntemlerinden biri okul yemekleridir. Okul yemekleri sağlıklı beslenmeye katkıda bulunarak çocukların bedensel ve ruhsal gelişmelerine, akademik başarılarının artmasına, ailelerin maddi yükünün azalmasına, okula devamsızlıkların azalmasına, zengin-yoksul veya kız-erkek çocuk olmak gibi toplumsal eşitsizliklerin azalmasına yardımcı olur. Sağlıksız gıdalarla beslenmeyle ilişkili obezite ve kalp-damar hastalıkları gibi diğer kronik hastalıkların yükünün azaltılarak sağlık harcamalarının düşürülmesi yoluyla ekonomiye katkı sağlayan okul yemekleri, çocukların beslenme eğitimlerinin sağlanmasında da önemlidir.


Ek olarak, okul öğünleri gıda sistemlerinin dönüşümü için devletlerin kullanabileceği en önemli araçlardan biri olarak da görülmektedir. Okullarda ücretsiz, sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde üretilen gıda sağlamak hedefiyle çocuklara sağlıklı diyet temini dışında, çevresel etkilerin azaltılması ile çiftçi gelirlerini artırarak yerel ekonominin desteklenmesi bir arada sağlanabilir. Dünyada başta gelişmiş ülkeler olmak üzere çok sayıda ülkede çocuklara ücretsiz okul yemeği verilmekte olup yaklaşık 466 milyon çocuk okul yemeğine erişmektedir. (World Food Programme. The State of School Feeding Worldwide 2024)

28 Ocak 2026 Çarşamba

Sevgiliye dair düşünce balonları

 Farklı kişiliklerin, birisine aşık olduktan sonra her birinin düşünce balonlarını gelin birlikte hayal edelim.


Narsisist: Yazık bütün bu kadınlara. Senin yüzünden bensiz kaldılar. 

Nörotik: Onu çok seviyorum, o da beni sevdiğini söylüyor. Beni neden seviyor? Sevebilir mi? Eğer seviyorsa, o zaman o kadar da sevilmeye layık değil mi? Benden bir şey mi saklıyor? Yok böyle olmayacak, en iyisi, o benim kötü yönlerimi görüp benden vazgeçtiğini söylemeden önce ondan ayrılmak.

Şüpheci: Beni çok sevdiğini söylüyor. Gerçekten seviyor olabilir mi? Sevgilim gerçek mi? Ya benim sevgim? Peki sevdiğini düşünen ben gerçek miyim? Bu aşk gerçek olabilir mi?

Sınırda kişilik bozukluğu: Onu çok seviyordum, benim için dünyalara bedeldi. Oysa şimdi ondan nefret ediyorum, beni yeterince sevemiyor. Ama yine de ondan başkasını istemem. Onu bırakmam, ama sırf o olduğu için, ona dünyayı zindan etmeliyim.

Sadist: Beni seviyormuş.  Onu elime bir geçireyim, görür ona neler edeceğim! Kırbacım elimde!

Mazoist: O yüce varlık beni seviyormuş. Ben onun kulu kölesi olmak istiyorum, oysa. Beni sevdiğini söylemesi beni ürkütüyor. Yanından ayırmasın, beni kullansın, kırbaçlasın, tek isteğim.

Bağımlı kişilik: O beni seviyor, ben de onu. Ama anneciğim-babacığım ne diyecek acaba? Ya kardeşim? Ya arkadaşlarım? Onlar beğenmeden olmaz! Evet, o güzel, iyi, ama sonunda kararı ben veremem. İyi ki annem-babam var!

Sıradan biri: Beni seviyormuş, ben de onu seviyorum tabii. Onu çok istiyorum. Çok ateşli bir parçaya benziyor.  Ne zaman sevişiriz acaba? Hemen sevişmek istediğimi söylesem mi? Yemek yapmasını biliyor mu? Annemin dolmalarını arayacak mıyım?

Olgun bir ruh: Sevdiğim kadın/erkek beni sevdiğini söylüyor. Ne güzel ! Ruhların ıstırabı sona eriyor. Onunla hayat daha bir güzel, günlerim daha renkli, duygularım ona yöneliyor, hayatım daha anlamlı. Kendimi daha neşeli, daha güçlü, daha verici hissediyorum. Her şeyi onunla yapmak, onunla paylaşmak istiyorum. Sevdikçe güzelleşiyoruz. İyi ki O var!


26 Aralık 2025 Cuma

Endişe çağı

 Gelişen teknolojiler, artan otomasyon ve hepsinin üstüne eklenen YZ teknolojileri kimi açılardan geleceğe dair karanlık senaryolar yazılmasına neden oluyor. Temel sebep, değişimin hızı ve ortaya çıkan belirsizlikler. Bir zamanlar hayatın normal gelen, alışıldık bir temposu vardı, erişkin yaşamda beklenenler, yaşlılıkta beklenenler tahmin edilebilirdi. Şimdi ise baskın olan his, belirsizlik ve kaygı. Bu gelişmelerde hakim kapitalist düzenin işleyiş şekli, dünyamıza ve sermaye sahipleri dışındakilere karşı hoyratlığı, sömürüye varan üretim ve tüketim anlayışı rol oynuyor. Öyle ki artık belirli bir bölge veya ülkenin ve buralarda yaşayan halkların değil, gezegenimizdeki insan dahil canlı yaşamın neredeyse tümünün varoluşsal bir tehdit altında olduğunu, gelişmiş haber ağlarının da yardımıyla, herkes bilebiliyor. 

Üretimin insan için insanlar tarafından yapıldığı dönemden, birkaç asır içinde, az sayıda insan için bir kısım insan, makinalar ve YZ-robotlar tarafından yapıldığı bir döneme girdik. Bu üretim biçimi giderek genişleyecek. Kapitalizmin üretici bir işçi-çalışan sınıfa ihtiyacı azaldıkça sermayedarlar için insanlığın bugünkü refah düzeyi ve geleceği ilgi alanı dışına çıkmaya başladı. Otomasyon ve YZ ise artık eğitimli insanlara da eskisi kadar ihtiyaç kalmadığı anlamına geliyor. Bu, bizler için eğitim önemsiz hale geldi demek değil. Ama kitlelerin artık birçok alanda eskisi gibi uzmanlaşmasına sistem ihtiyaç duymuyor. Sanayi devrimiyle birlikte dokumada başlayan makineleşme ve otomasyon sanayide ve tarımda üretimi ve verimliliği daha önce hayal bile edilemeyen seviyelere taşıdı. Bu durum hızlı nüfus artışı, kentleşme ve artan refah seviyesiyle ilişkiliydi.  Günümüzde ise bugüne kadar küresel olarak sağlık, eğitim, refahta sağlanan iyileşmelerin artık durakladığını görüyoruz. Krizler birbirini takip ediyor. İklim değişiklikleri,  kuraklık ve seller dahil artan afetler, tarımsal üretimdeki belirsizlik, çatışma ve savaşlar, halkların göçü, çevre kirliliği, ekosistemin tahribatı, ormansızlaşma ve afet düzeyindeki orman yangınları, sağlık hizmetlerinin özerkleştirilmesi ve özelleştirilmesi, dolayısıyla yoksul çoğunluk için erişilmesi zor hale gelmesi, eğitimin özelleşmesi, okullaşmanın gerilemesi, yeni nitelikli iş imkanlarının azalması, öte yandan işsizliğin hızla artması, geçim düzeyinin büyük çoğunluk için düşmesi barınma imkanı ve gıdaya erişimin zorlaşmasına neden olmakta, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamakta. Yaratılan servetin büyük bölümüne küçük bir azınlık el koymakta. 2000 ile 2024 yılları arasında küresel olarak, en zengin %1'lik kesim tüm yeni servetin %41'ini elde ederken, insanlığın alt yarısı sadece %1'ini elde etmiştir. (G20 Extraordinary Committee of Independent Experts on Global Inequality. (2025). G20 Global Inequality Report)

Eşitsizliklerin arttığı bir dünyanın gerilim ve huzursuzlukların artmasına neden olduğu bilinmektedir. Geçen yüzyılda insanlık iki dünya savaşı ve çok sayıda yerel savaş gördü, milyonlarca insan hayatını yitirdi, sakat kaldı, acılar çekti. Bu yüzyılda da ne yazık ki yaşananlardan alınan derslerin unutulmaya başlandığını düşündüren gelişmeler yaşanmakta. Gelişmiş ülkeler ve zengin toplumların artık dünyada tek başlarına olmadıklarını ve insan türünün devamı ve huzurlu bir yaşam için dünyanın genelinin iyiliğinin gözetilmesi gerektiğini anlamaları gerekiyor. Üstelik kötüye gidişi düzeltmek için gereken zaman giderek daralıyor. 

Eğer hedef dünyayı korumak, toplumların genelinin refah düzeyini artırmaksa, dünyayı ve insanlığın geri kalanının refahını unutmaksızın temelde yapılması gerekenler bilinmez şeyler değil aslında, ama ana hedefi herkesin kabul edebileceği bu yöne çevirmek zor görünüyor (liste eksiksizlik iddiasında değildir):

Herkes için sağlıklı konut,

Herkes için temel sağlık hizmetleri,

Herkes için nitelikli eğitim,

Herkes için yeterli ve sağlıklı beslenme, güvenli su

Herkes için sanitasyon ve hijyen

Herkes için üretken bir yaşam sürmesini sağlayacak bir iş

Herkes için hastalık, sakatlık ve emeklilik dönemlerini kapsayacak sosyal güvence

Herkes için toplu ulaşım

Herkes için temel hizmetler (elektrik, ısınma, iletişim, internet)

Herkes için güvenlik, hukukun üstünlüğü

Herkes için yaşanabilir şehirler veya yerleşim yerleri

Eşitlik ve insan haklarına saygı

Demokrasi ve şeffaf bir yönetim

Özgür ve tarafsız basın 

Örgütlü bir toplum

Gezegen sınırlarının hesaba katılması

Ormanların, doğal yaşamın, doğal alanların ve ekosistemin kendileri için değerli bulunması ve korunmasına öncelik verilmesi

Adil, insana ve çevreye duyarlı tüketim

Döngüsel ve sürdürülebilir yerel ve küresel ekonomi



 

20 Kasım 2025 Perşembe

Halk Sağlığı - Plastikler sizin sandığınız gibi geri dönüşmüyor. Neden mi?

 

Plastik ürünler tek bir kimyasaldan üretilmiyor; içlerinde boyalar, plastikleştiriciler gibi birçok katkı maddesi bulunuyor. Ayrıca tek bir plastik türü yok. PET, PVC vs bir çok çeşidi var. Bu farklı bileşenli plastiklerin ayrı ayrı geridönüştürülmesi gerekiyor ki tahmin edilebileceği gibi bu zahmetli ve tabii pahalı bir iş. Yine alüminyum, kağıt ve cam atıklardan farklı olarak, geridönüştürülen plastiğin kalitesi düşüyor ve su şişelerinde kullanılan polietilen bile genellikle halı, giysi gibi tekrar geridönüştürülemez malzemelerin imalatında kullanılıyor. Oysa hammaddeden yeni plastik üretmek çok ucuz. Yani üreticiler için atık plastikleri toplamak, geri almak, işleyip ürüne dönüştürmek pahalı geliyor. Bu nedenle, günümüzde atık plastiklerin çok az bir bölümü geridönüştürülüyor. Örneğin ABD'de çöpe atılan plastiklerin sadece %5-6'sı tekrar kullanılıyor. Toplam üretimin 2020 yılında 473 milyon ton olduğunu, plastiklerin doğada yok olmadığını ve son 70 yılda toplam 10 milyar metrik ton plastik üretildiğini düşünürseniz, çevremizin, denizlerimizin, doğamızın neden plastik atıklarla dolu olduğunu anlarsınız. Ayrıca plastikler güneşin UV ışınları etkisiyle ufalanıp parçalansalar bile mikroplastikler şeklinde suyumuza, gıdalarımıza karışıyor, beyin, böbrek, kalp, damarlar gibi iç organlarımıza yerleşiyor, sağlığımızı tehdit ediyor.

Kaynak: Gardiner, B. & Scientific American. (2025, Aralık 1). How the Fossil-Fuel Industry’s Pivot to Plastic Is Polluting Our Planet. Scientific American.

1 Kasım 2025 Cumartesi

Hizmet robotları kime hizmet edecek?

İnternette  çıkan haberlere göre ev içi hizmet robotları üretilmeye başlanmış. Sipariş verenler 2026'da robotlarını teslim almaya başlayacaklarmış. Bu robotlar, fabrikalarda kullanıldığını bildiğimiz endüstriyel robotlardan farklı: insansı görünümdeler ve ev işlerini yapmada yardımcılar. Çamaşır, ütü, bulaşık temizlik vs. Bir süre sonra bunların yaşlı ve çocuk bakımında da kullanılmaya başlanması mümkün. Olumlu görünen bu gelişmeler bende bazı endişeler de doğurmuyor değil. Her iyi şeyin ardında bir olumsuzluk aramak belki de benim bir özelliğim. Ancak bu uyarının temelinde, milyonlarca yıldır başarıyla test edilmiş sağkalma içgüdüsünün olması da olası.

Örneğin ev içi hizmet için üretilen robotların biraz daha geliştirilerek ev dışı işleri de yapabilir hale gelmesi, yani alışveriş yapması, bahçe sulaması, araba temizliği ve bakımı yapması mümkün. Bunun bir adım ötesi, ev içinde ya da ev dışında güvenlik amaçlı bekçi veya yakın koruma olarak hizmet verecek robotlar olabilir. Bir zaman sonra, ki yapay zekanın gelişme hızına bakarsak bu sandığımızdan çok yakın bir zaman sonra olabilir, maddi imkanı olanlar sokaklarda, yanında koruma robotu olmadan dolaşamaz olmuşlar. Aynen, bugün tel örgülerle çevrili yüksek duvarlı sitelerin ardına sığınanlar gibi. Kişisel güvenliğin robotlara emanet edilmesi bu hizmetten yararlanamayanları tamamen güvensiz hissettirebileceği gibi toplumsal güvenlik için ayrılan kaynakların daha da azaltılmasına neden olabilir. Ya da sokaklarda robot polis ve bekçileri görmeye başlayabiliriz. Aslında bu robot koruma ve robot bekçiler hırsızlık ve şiddet gibi birçok adi suçun önüne geçilmesini sağlayabilir ama hırsızlığın ve şiddet olaylarının kök nedeni olan yoksulluk ve eşitsizliğin giderilmesinde bir yardımı olmayacak, sadece bunların bastırılmasını sağlayacak bir işlevleri olacaktır.

Robotların her yerde ve işte kullanıldığı bir dünyada işsizlik artacağından geliri ya da bir amacı olmayan insanların artması beklenmelidir. Gelir ve servetin yani gücün giderek daha az kişide toplanması çıkar gruplarının lobicilik faaliyetlerinin güçlenmesine neden olup iktidarın demokratik usullerle, halkın tercihi yönünde değişmesinin önündeki engelleri büyütecektir. (Basının, sosyal medya dahil diğer medyanın az sayıdaki dev teknoloji şirketinin elinde olmasının ve bunların kitlelerin tercihlerini yönlerdirmedeki rollerine daha değinmedik bile!)

Başka etik sorular da karşımıza çıkacaktır. Örneğin, bir koruma robotu sahibine yönelik bir başka insanın saldırısını savuşturmaya çalışırken, o "kötü niyetli" insana zarar verebilir mi, kazara bir yaralama ya da ölüm olursa bunun sonucu ne olur? Ya da bir sivil robotun sıradan bir insana zarar vermeye programlanması durumunda, oluşabilecek sonuçlardan kim sorumlu tutulabilir? (askeri amaçlı robotlar unutulmaması gereken bir başka önemli konu.)

Tabii insanlar robotları başka amaçlarla da kullanmak isteyebilirler. Şimdiden yapay zeka ile arkadaşlık kuranlar olduğunu duyuyoruz. Zeki yardımcı robotlar insanların kendisi yerine büroya gidip toplantılara katılabilir, bu ise aynı anda birden fazla yere bulunmayı mümkün kılabilir. Tabii hala büroya gitmeyi gerektirecek bir işiniz varsa!

Sorular çok. Zamanla çocuk ve yaşlı bakımı işleri tamamen robotlara devredilirse, insanın gelişmesi ve insan olabilmesi için gerekli olan o insani dokunuş nasıl sağlanacak? İnsani ilişkiler nereye evrilecek? Yalnız olduğunu farketmeyen mutsuz ve tatminsiz insan yığınları mı ortaya çıkacak? Okul yerine evde yapay zeka ve robotlar aracılığıyla eğitim yaygınlaşırsa, bunun çocukların ruhsal gelişimi üzerindeki etkileri neler olabilir? Şimdiden ekran bağımlılığı, internet ve sosyal medya kullanımı yüzünden yalnızlaşan çocuklar, yapay zeka ve robot kullanımına bağlı iyice yalnızlaşınca sosyal beceriler nasıl edinilecek ve sağlıklı bir ruhsal gelişim nasıl sağlanacak? İnsanlar arası ilişkilerin ortadan kalkmasa bile zayıflaması, insanların birbirleri için vazgeçilebilir olması bireylerin atomizasyonunu hızlandırır, insanlık kendisini diğer bütün canlılardan ayıran kültür araçları yardımıyla sınırsız işbirliği yapabilme, birlikte sorunları çözebilme, dayanışma kapasitelerini yitirmelerine ve en önemlisi empati yeteneklerini yitirmelerine neden olabilir.

Tabii bir de bunlara sahip olamayacak olanlar var. Toplumların en altta kalanları, yani en yoksullar, işsizler, sosyal güvencesi olmayanlar. Sosyal devletin giderek geriletildiği, bütçenin gelir gider eşitliğine indirgendiği ve gelirlerin başta savunma ve gösteriş alanları olmak üzere verimsiz yatırımlara kaydırıldığı bir dünyada, "lüzumsuz yığınların" çilesi ancak artacaktır. Sorunların çözümü, vatandaşlık geliri gibi uygulamalarla da zor görünmekte. Bakınız, gerileyen asgari ücretler ve emekli maaşlarının seviyesi. Ücretli çalışan sayısının azaldığı, yaşlı sayısının arttığı bir dünyada vatandaşlık maaşının kaynağı ancak şirketlerin, küresel olarak, kazançlarıyla orantılı şekilde, ödedikleri artan oranlı vergiler olabilir. Ama bu vergiyi, finansın küreselleştiği ve paranın kazanıldığı ve harcandığı yerlerin birbirinden bağımsızlaştığı bir dünyada hangi devlet hangi güçle nasıl tahsil edebilir? Çözülmesi gereken zor bir sorun.

15 Ekim 2025 Çarşamba

Halk Sağlığı - Antibiyotik direnci halk sağlığı için büyük tehdit

İlaçların hastalıkların tedavisindeki büyük bir önemine karşın akılcı olmayan ilaç kullanımı tüm dünyada yaygın rastlanan bir sorundur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) akılcı ilaç kullanımını, “kişilerin klinik bulgularına ve bireysel özelliklerine göre uygun ilacı, uygun süre, aralık ve dozlarda, kendileri ve toplumları için en düşük maliyetle sağlayabilmeleri” olarak tanımlamaktadır.

Dünyada en sık rastlanan akılcı olmayan ilaç kullanım şekilleri arasında uygunsuz antibiyotik kullanımı da yer almaktadır. Akılcı olmayan antibiyotik kullanımı durumunda, ilaçlara bağlı yan etkiler, ilaç etkileşimleri vs gibi istenmeyen etkilere ek olarak, antibiyotiklere karşı direnç gelişmesi söz konusu olmaktadır. İlaçlara dirençli patojenlerin ortaya çıkmasının başlıca nedeni antibiyotiklerin yanlış veya aşırı kullanımıdır. DSÖ antimikrobiyallere direnci insanlığın karşısındaki ilk 10 halk sağlığı tehdidi arasında saymaktadır.

Antibiyotik direncinin, antibiyotik tüketimi ile doğrudan ilişkili olduğu bilinmektedir. Gereksiz antibiyotik kullanımı tedavi maliyetlerini artırır, kişi veya topluluklarda direnç gelişimini hızlandırır, zararlı istenmeyen etkilere yol açar, hastalıkları ve ölümleri artırır. DSÖ verilerilerine göre, dünyada antibiyotiklerin üçte ikisi reçetesiz satılmakta, uygunsuz doz ve sürede reçete edilen veya bakteriyel olmayan enfeksiyonlar için reçete edilen  antibiyotikler giderek büyüyen antibiyotik direnci sorununa katkıda bulunmaktadır. Hayvancılık, antibiyotik kullanımının yaygın olduğu bir alandır ve ABD’de satılan tıbbi olarak önem taşıyan antibiyotiklerin yaklaşık %70’i çiftliklerde, ağırlıkla çiftlik hayvanlarının büyümesini hızlandırmak ve az bir kısmı da  hasta olan hayvanların tedavisi için kullanılmaktadır.

DSÖ, laboratuvarda tanısı konmuş bakteriyel enfeksiyonların altıda birinin antibiyotik tedavilerine dirençli olduğunu belirterek, ilaçların daha sorumlu bir şekilde kullanılması çağrısında bulunmuştur. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, "2025 Küresel Antibiyotik Direnci Sürveyans Raporu yayımlanırken yaptığı açıklamada, "Antimikrobiyal direnç, modern tıptaki ilerlemeleri geride bırakarak dünya çapında sağlığı tehdit ediyor," dedi. "Antibiyotikleri sorumlu bir şekilde kullanmalı ve herkesin doğru ilaçlara, kalite güvenceli teşhislere ve aşılara erişimini sağlamalıyız."

Dünya genelinde antibiyotik direnci, her yıl 1 milyondan fazla ölüme doğrudan neden olmaktadır. Patojenlerdeki genetik değişiklikler doğal bir sürecin parçası olsa da, insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde enfeksiyonları kontrol altına almak için antibiyotiklerin yanlış ve aşırı kullanımı gibi insan faaliyetleri bu süreci hızlandırmaktadır.

DSÖ verilerine göre antibiyotiklere dirençli gram negatif bakteriler giderek daha büyük bir tehlike haline gelmekte. E. coli ve K. pneumoniae başlıca ilaca dirençli Gram negatif organizmalar olup genellikle sepsis, organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanan en ciddi bakteriyel enfeksiyonlara yol açarlar. Ancak dünya genelinde E. coli'nin %40'tan fazlası ve K. pneumoniae'nin %55'ten fazlası artık bu enfeksiyonlar için ilk tercih edilen tedavi olan üçüncü nesil sefalosporinlere dirençli hale geldi. Karbapenemler ve florokinolonlar da dahil olmak üzere diğer hayati önem taşıyan antibiyotikler de etkinliklerini kaybetmekteler.


Kaynaklar: 

WHO web page. WHO warns of widespread resistance to common antibiotics worldwide. 13.10.2025. Erişim tarihi: 15.10.2025

Medscape. WHO Warns of Surging Levels of Antibiotic Resistance. 13.10.2025

WHO. (2002). Promoting rational use of medicines: Core components. 

WHO. (2004). The World Medicines Situation: Chapter 8. Rational use of medicines

Scientific American. (2023, Mart). To Fight Antimicrobial Resistance, Start with Farm Animals. 

10 Ekim 2025 Cuma

Gazze Barışı'nın düşündürdükleri

 İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sonlandıracak Gazze Planı her iki tarafça onaylanmış. Neden sonra! Yıkılıp harap olmuş Gazze, ölen onbinlerce insan, sakat kalan yüzbinler. Savaşın ne kadar ahmakça ve yıkıcı bir çaba olduğu bir defa daha gözler önüne serildi. Oysa sorunlar soğukkanlılıkla masada tartışılabilse, tarih öncesi mitlerden beslenerek karşısındakini insan dışı varlık olarak görüp yok ederek veya ezip geçerek tüm istediklerini yaptırmak gibi delice bir arzu yerine farklılıklar ne olursa olsun ötekini insan kardeş olarak görüp davranılabilse, bunca acı ve yıkım olmasaydı... her halükarda daha iyi olmaz mıydı? Çok mu zor insanca davranmak, hatalarını vaktinde fark edip pişman olup vazgeçmek?

Tarih boyunca insan toplulukları birbirlerine kıydılar. Binlerce, milyonlarca insan acı çekti. Çoğu boş yere. En kutsal hak olan yaşam hakkı elinden alındı, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek, insanların. Şempanzeden sonra grup halinde kendi türünden başka gruplarla soykırım amaçlı savaşan ikinci, kendi türünü ve daha ötesi dünyadaki tüm yaşamı sona erdirme gücüne sahip ise tek türüz.

Öte yandan, günümüzde savaşlar ve felaketler, gelişen iletişim teknolojileri sayesinde herkesin gözü önünde oluyor. Hiç kimse haberim yoktu deme imkanına sahip  değil. Herkes tavır almak, tarafını belirlemek zorunda. Temel tercih, yaşamın ya da ölümün yanında olmak arasında.

Doğaya ve kendine yabancılaşan insan ne zavallı!